Dolar 33,0413
Euro 35,9402
Altın 2.546,09
BİST 11.156,20
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla 37°C
Az Bulutlu
Muğla
37°C
Az Bulutlu
Paz 37°C
Pts 36°C
Sal 35°C
Çar 34°C

Attila Tuygan yazdı : Ulusal kanallardan birinde Survivor adlı bir şey var

19 Haziran 2024 22:44
2.461

Bizdeki örneğinde, aralara asgari yarım saat reklam sıkıştırılan bir proje…

Öğrendiğim kadarıyla formatı 90’larda bir İngiliz televizyon yapımcısı tarafından oluşturulmuş; hâlihazırda pek çok ülkede yapılan; yerleşim yerinden uzak bir bölgede soyutlanarak, birilerinin büyük paralar karşılığında kapris, boş kibir, cehalet ve ün yarıştırdıkları bir televizyon şovu. Bizdeki örneğiyse, aralara asgari yarım saat reklam sıkıştırılan bir proje… yoksa maskaralık mı, tam adını koyamıyorum.
Bu projedeki katılımcılar arasındaki heyecan ve helecanın sadece katılımcılarla sınırlı kalmadığını, TV’leri başında izleyenlerin arasında da yaşandığını sanıyorum. Tıpkı kollarında kalkan niyetine kazan kapağı, kafalarında miğfer yerine tas, ellerinde pala niyetine plastik kılıçlar ve bacaklarının arasında da beygir niyetine koltuğun yuvarlak kenarı ile Diriliş-Ertuğrul, Kuruluş Osmanlı, Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyubi, Mehmed: Fetihler Sultanı gibisinden tırt dizilere kilitlenen rötarlıların ekran başındaki coşkuları gibi. Ama sonuçta gerek kanala gerekse proje sahiplerine akla hayale gelmeyecek denli büyük paralar kazandırdığı kesin. Bu yüzden de, gerçek yaşamdaki belki de tek önemli eylemleri olan kuaförlere, spor ya da güzellik salonlarına gitmek ve instagram’daki gerek şahsi hesaplarında, gerekse fan sayfalarında photoshoplu fotoğraflarını ve ürettikleri dedikoduları paylaşmak dışında toplumsal üretime hiçbir katkıları olmayan katılımcılara geçirdikleri her hafta için on binlerce liralar ödeniyor.

Bu zımbırtıyı ilkin kimler, nerede, ne zaman icat ettilerse, birbirlerini tanımayan, orta sınıf ailelerden 10’lu yaşlarda 20 kadar çocuğun Oklahoma’nın, en yakın yerleşim yerine yürüyerek ulaşmanın mümkün olmadığı dağ eteklerindeki yüzlerce dönümlük bir alana güya 3 haftalık yaz tatili için getirilip rastgele iki grup halinde iki ayrı kampa yerleştirildikleri Hırsızlar Mağarası Deneyi’nden ya da belki biraz da William Golding’in, çocuklar üzerinden insanın doğasını ve içinden gelen kötülüğü sorguladığı ünlü kitabı Sineklerin Tanrısı kitabından esinlendiklerine dair iddialar var.
New Scientist dergisi yazarı Gina Pery, başkan Trump’ın toplumu bölücü–kamplaştırıcı politikalarının bu deneyle doğrudan bağlantılı olduğunu bile iddia etmişti. Bir vakitler bu deney ya da kitabın Survivor’ın esin kaynağı sayıldığına dair birkaç makale okumuştum.
Hırsızlar Mağarası Deneyi’ni Türk asıllı Amerikalı psikolog Muzaffer Sherif ve eşi Carolyn Sherif 1954’de, ayrımcılık, önyargı, ötekileştirme ve düşmanlaştırmanın hangi şartlarda ortaya çıktığı sorusuna cevap aramak üzere gerçekleştirmiş. Deneyin ilk aşamasında kendi içinde dayanışmacı, kendileri dışında bir grup daha olduğunun farkında olan iki ayrı grup oluşturulmuş. İkinci aşamada, rekabet doğuracak bir tanışma/karşılaşma kurgulanmış; sonraki aşamalarda bu rekabet giderek düşmanlığa dönüşmüş ve çocuklar birbirlerine kötü lakaplar takıp küfürler etmeye, kavga etmeye, diğer grubun bayraklarını yakmaya, geceleri birbirlerinin yatakhanelerini basıp zarar vermeye başlamışlar. Süreç tehlikeli hal almaya başladığında deneyi durdurmak zorunda kalmışlar. Bu arada her çocuğun normal hayattakinden çok daha iyi performans gösterdiği saptanmış. Böylece Gerçekçi Çatışma Teorisi’nin temelleri atılmış. Bireylerin, başarılması zor işler için işbirliğine gönüllü gruplar oluşturacakları, ancak birtakım zorlu hedefler söz konusu olduğunda, bu hedeflere öbür grubun aleyhine ulaşmak üzere çatışmaya girmeyi göze alabileceklerini söyleyen bir teori bu.

Yine aynı yıl yazılmış Sineklerin Tanrısı kitabı da, ıssız bir adaya düşen bir grup çocuğun yaşam savaşı vermek üzere önce kendi aralarında iş bölümü yaptıklarını; başlangıçta erdem ve aklın yanında yer alırlarken, zamanla içlerindeki kötülüğü ortaya çıkararak ve güçlünün yanında olmanın çıkarlarına uygun olduğunu görerek giderek zincirlerini koparttıklarını ve iki gruba bölünerek seçtikleri liderlerin peşinden düşmanlıkta yarışmaya başladıklarını; hatta içlerinden zayıf olanları linç ettiklerini filan anlatır.
Tekrar dönelim Survivor adlı şeye.. Geçenlerde finali olmuş ve kazanan delikanlı birkaç milyon ödül alacakmış. Bazı paylaşım ve videolarda gördüm ki, finali yapıldığı Nefes Orman Açık Hava Sahnesi’nin tribünlerinde 10 bin civarında izleyici varmış. Kazananın etrafını da onlarca kameraman ve medya elemanının yanı sıra fotoğraf çekmek için itişip kakışan yüzlerce insan çevirmişti. Yukarıdan milyonlarca konfeti yağıyor; birtakım deliklerden buhar püskürüyor; yüzlerce havai fişek patlıyordu. Sarılmalar, kucaklamalar, öpüşmeler, slogan ve pankartlar, alkış ve bağırışlar zirve yapmıştı. Sanırsınız ki, büyük bir ulusal zafer kazanılmış ve halk mutluluktan ne yapacağını bilmez halde.

Bu arada muhtemelen kendi çocuğunu fotoğraflamak isterken ana kameranın çekimini engelleyen bir kadını sunucunun “Han’fendi 85 milyon insanın görüşünü kapatıyorsunuz, az kenara kaçın,” dediğini bile duydum bir videoda. ‘85 milyon insan!’ Bu kadar özgüven biraz fazla geldi ama ben ne bilirim ki!
Bir süre önce de büyük bir kulübün kongresi yapılmıştı stadyumlarında. Tribünlerde otuz bine yakın insan vardı. Başkan adaylarına yönelik coşkulu tezahüratların, sergilenen sevgi gösterilerinin, diğer adaya dönük hakaretlerin haddi hesabı yoktu ve her üyenin kendi grubuna aidiyetini göstermek için yırtınması inanılmazdı.
Her iki etkinlikte, demin dediğim gibi, toplumsal üretime sıfır katkıda bulunmalarına rağmen milyonlarca lira ve kof ün kazanan kadınlı, erkekli yarışmacılara ya da milyarlarca Euro içinde yüzen kulüp yöneticileri ve futbolculara hiçbir çıkarları olmadan böylesi coşku gösteren insancıkların gark oldukları lümpen kültürün temsilini gördükçe bu ülkenin geleceğine yönelik umudum sıfırlanıyor.
Son söz olarak, bence, insanları bağnazlaştıran, kör hırslara gark eden ya da zıvanadan çıkartan; başta Salazar olmak üzere bütün diktatörlerin bir tür ‘afyon’ olarak gördükleri; yirmi iki kişinin tek topun peşinde karşı kaleye ulaşmaya çabaladığı süreçten başka bir şey olmayan, ancak kapitalizm supaplarından biri olarak giderek mafya, iktidar, devlet ve medyanın oyuncağı haline gelen futbola yönelik kör taraftarlık da, kahramanlık palavraları üzerine kurulan tırt diziler de, Survivor, Tatlı Sert, Evlen Benimle, İzdivaç, Evim Şahane, Bilmemkimle Yemekte gibisinden projeler de, devletin halkı ‘tıntınlaştırma’ ideolojisinin temelini oluştururken, dinden sonra işine en çok yarayacak unsurlardır diye düşünüyorum.

Attila Tuygan

ETİKETLER: ,
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.