DOLAR 9,5846
EURO 11,1432
ALTIN 556,31
BIST 1.493
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla 20°C
Parçalı Bulutlu
Muğla
20°C
Parçalı Bulutlu
Çar 20°C
Per 21°C
Cum 18°C
Cts 16°C

Önceki hafta paylaştığım yazımda garip meslekler arasında parfüm sıkıcılığından söz etmiştim. Öyle zannediyorum ki o yazıdan sonra aklımın bir yerine takılmış. Belki yirmi yıldır parfüm kullanmıyorum.

Fiyatıyla mı ilgili yoksa kendimi mi saldım bilmiyorum ama artık kullandığım tek süslenme aletim cart kırmızı dudak boyamdır. Onu da kırk yılda bir kullanırım çünkü genellikle aradığımda bulamam ve aradığım zaman tam da acele evden çıkmak üzere olduğum anlara denk gelir, o nedenle bulmak için harcayacak zamanım olmaz hiç. Onu daha sonra hiç ihtiyacım olmadığı zamanlarda tesadüfen bulurum. Son olarak mavi heybemin ön gözünden çıkmıştı. Sonra onu nereye kaldırdığımı şu an yine hatırlamıyorum.

Dudak boyasını düşünürken aklıma banyo aynasının önünde duran boşalmış deodorant kutusu geldi. Onu atmıyorum çünkü tekrar almayı düşünüyorum, o zaman da adını unutmamam gerekiyor çünkü kokusunu beğenmiştim. Yaşadığım köyde benim deodorantımdan satan bir mağaza bulamadım ama sorun şu ki Turgutreis’te de o markayı satan bir mağaza bulamadım ki bu hiç iyi olmadı. Koca yazı deodorantsız geçirdim bu yüzden. Dün birden aklıma geldi, madem ki mağazalarda yok, o halde internet satış noktalarına göz atayım dedim. Gerçekten de ilk açtığım sayfada hemen buldum deodorantımı. Görür görmez de ‘Sepete Ekle’ butonuna bastım tabii. Tam ödeme sayfasına geçecektim ki orada, en üstte parfüm sekmesi takıldı gözüme. Alacağımdan değil elbette, sadece fiyatını merak ettiğim için tıklayıp parfüm cennetine adım attım.

Sayfalarca parfüm dökümü varmış meğer; çevir çevir bitmiyor. Yanılmıyorsam otuz yedinci sayfaya gelmiştim ki o şekilde benim parfümü bulamayacağımı anladım. Benimki özel parfümler arasında olmalıydı, şöyle pahada ağır olanlara daha kolay ulaşmak için ‘Önce En Yüksek Fiyatlar’ sekmesine geçiş yaptım. Tahminime göre Chanel 5’ler en başta yer alıyordu, benim parfümümse yaklaşık olarak beşinci sayfadan itibaren bir yerlerde bulunabilirdi. Öncelikle şunu belirteyim ki tahminimde fena halde yanılmışım. Sayfayı açmamla bilgisayarın faresi elimden düştü. O sitedeki en pahalı parfüm, 3.840 lira değerinde bir üründü.

Gözlerime inanamadım! O paraya ben hem çamaşır makinesi, hem de büyük boy buzdolabı almıştım. Yani ikisinin toplam fiyatı o kadardı. İstesem o paraya bir de ikinci el bir elektrikli motosiklet alabilirdim. Hatta üzerine üç beş kuruş eklesem yine ikinci el küçük bir tekne alabilirdim. İnsanlar çıldırmış olmalı. Bir de filmlerde görüyoruz hani, önce havaya sıkıp sonra edalı edalı altından geçiyorlar. Her gün duş aldıklarını hesaba katmaya gerek yok elbette. Çünkü duş alınca kir de koku da uçup gidiyor. Düşünebiliyor musunuz, 3.840 lira harcayıp o ürünü her gün azar azar da olsa havaya sıkmak nasıl bir egonun ürünüdür? Beşinci sayfaya geldiğimde Chanel 5 hala görünürde yoktu bu arada ve onun da fiyatı 1.300 lira dolaylarındaymış. Bunu da böylece öğrenmiş oldum, ne işime yarayacaksa. Kendim hiç Chanel 5 kullanmadım, kullanmayı da düşünmedim. Sadece dünyanın en çok ünlenmiş markalarından biri olduğu için bir kıstas olarak görmüştüm. Benim kendi parfümümü ise yirminci sayfadan sonra aramaktan vazgeçtim. Anlaşılan o ki benimkisi bildiğimiz kenar mahalle parfümüymüş. Baktım ki sayfa kaydırmakla olmuyor, doğrudan ismini yazdım ve o zaman çıktı karşıma. Yaklaşık olarak üç yüz liraymış. Uzun uzun görselini seyrettim. Görsele baktıkça kokusu da gelir gibi oldu. Elbette almadım. Pandemiydi, ekonomik krizdi derken, üç yüz lirayı havaya sıkacak göz yok bende. Deodorantı almaktan da vazgeçip sayfayı tümden kapattım. Onun fiyatı on üç liraydı. Zannedersem o koca koca rakamları gördükten sonra deodorantı küçümsemiş olabilirim. Ego denen illet bende de var elbette. Şimdilik boş kutuyla egomu yan yana koydum, banyo aynasının önünde dinlendiriyorum. Yaza doğru tekrar o siteye başvurur, deodorant siparişini veririm. Bir daha da sakıncalı sayfalara göz atmak gibi bir hata yapmam. 

İşin ilginç yanı, o fahiş fiyatlı ürünlere bakmak bende tarifi zor bir suçluluk duygusu uyandırdı. Yaşam standartları farklı farklı olabilir. İnsanlar arasında ekonomik uçurumlar olabilir. Ne ki uçurum kelimesinin bile anlamını yitirmiş olabileceği hiç aklıma gelmezdi. Bir yanımızda bazı ürünlerin görseline bakmaktan bile tedirgin olan milyonlar, bir yanımızdaysa o korkunç pahalı ürünleri havaya sıkan şımarıklar var. 

Denge dediğimiz, çıtanın iki ucuna konan ağırlıklarla sağlanır ya hani, o çıta çoktan kırılmış da ben yeni fark etmişim. Bilgisayarı kapatıp mutfak tezgâhına geçtim dün. Üç tencere yemek pişirdim. Tencereler soğuyana kadar bekledim ve sonra onları yarım şişe parfüm fiyatına aldığım buzdolabına yerleştirdim. Bugün, şu anda saat gecenin on biri oldu ve ben hala ağzıma tek lokma koymadım. Yemekler hala buzdolabında ve tencerelerin kapaklarını bile açmadım. Sanırım bu sarsıntı bana yetti de arttı bile. İştahım tamamen kapanmış durumda. Kilo vermek isteyenlere önerim olur: lüks ürünlerin görsellerini inceleyin. İnanın işe yarıyor. 

Yazıma özellikle Patrick Süskind’in Koku adlı romanının ismini verdim. Yaşadığım, o romandakine benzemese de en az onun gibi tuhaf bir deneyimdi sonuçta. Koku gerçekten de insanın aklını başından alabiliyormuş demek ki. Patrick Süskind’i bir kez daha saygıyla anıyorum.

Zerrin Oktay

zerrinoktay.bodrum@gmail.com

ETİKETLER:
YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.