DOLAR 8,4047
EURO 10,1808
ALTIN 507,39
BIST 1.461
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla 28°C
Parçalı Bulutlu
Muğla
28°C
Parçalı Bulutlu
Pts 24°C
Sal 26°C
Çar 25°C
Per 30°C
Blog İstatistikleri
  • 431.774 tıklama

”CİCİ ANNEMİZ TAMAMA”

04.01.2021
217
A+
A-

Yıllar önce kendisiyle tanışıp iki kadeh içme onuruna da erdiğim Karadeniz’in öz evladı Yorgo Andreadis, pek çok kitabının edisyonunu, iki kitabının da çevirisini yaptığım Selanik doğumlu bir  yazar..

Dünürleri de Trabzonlu. Hatta dünürünün ölümü üzerine kaleme aldığı Neden Kardeşim Hüsnü adlı kitabın telifini Tonya’da anısına bir okul yapılması için Trabzon valiliğine armağan etmişti.  Yaşamı boyunca Türk-Yunan dostluğu için çabalayan Andreadis, ırkçıların başını çektiği kirli bir kampanya sonucunda, bir Pontos devleti kurulmasına çalıştığı gerekçesiyle ‘non grata person’ ilan edilmiş, ülkemize girişi yasaklanmıştı. Giriş yasağının kalkması için 2004 yılında, başta Yaşar Kemal, Vedat Türkali, Adalet Ağaoğlu olmak üzere içlerinde olmaktan onur duyduğum onlarca aydın imza kampanyası düzenlemişti. Andreadis’in son nefesine kadar tek isteği, yasağın kalkması ve ‘memleketim’ dediği baba toprağı Trabzon’a gömülmekti. Ancak ne yasak kalktı, ne de ‘memleketi’ne gömülebildi.

Tamama adlı kitabıyla Abdi İpekçi ödülüne layık görülmüştü. Kitap, usta yönetmen Yeşim Ustaoğlu’nun Pontos’tan zorla göçürtülmüş Rumları anlattığı ve binlerce metre yükseklikteki Çamlıhemşin’in bir tür Araf atmosferini yansıtan yaylasında çekilmiş filmi ‘Bulutları Beklerken’in esinlendiği eserdir aynı zamanda. Andreadis, bu kitabın telifini de Sümela Manastırı’nın restorasyon kuruluna devretmişti. 

Tamama’nın yaşanmış öyküsü çok acıklıdır: 1909’da Giresun, Espiye’de bir kız doğar. Vaftiz töreninde baba Papayiannis kızının adını “Tamama” koyar. Bu hiç duyulmamış ad, Türkçeden türetilmiştir. Papayiannis çok kız çocuğu daha sahibi olmasının kızgınlığını, kızına ‘yeter, tamam’ adını koyarak göstermiştir.

Yıl olur 1916.. Kasım ortası. Bir tellal, Rumların hemen kilisenin önünde toplanmaları gerektiğini duyurur. Hasta, çocuk, yaşlı ayrımı yapılmayacaktır. Herkes, ama herkes ancak taşıyabileceği kadar eşya alarak yola düşmek zorundadır. Espiye Rumları sürgüne gönderileceklerdir. Onlara denizden 50 kilometre içeri gidecekleri söylenmiştir. Oysa 200 kilometre uzaktaki Sivas’a sürülmektedirler. Sivas hiç bilmedikleri bir yerdir.

Tamama daha küçüktür; olanları kavrayabilecek yaşta değildir. Ama hasta amcasının yola çıkar çıkmaz öldüğünü anlayabilmiştir. Dördüncü gün dolmadan küçük kardeşi, Aleko da ölür. Yirmi gün geçer. Sürgünler artık kar fırtınasıyla karşı karşıyadırlar. Papayiannis’in gücü bu fırtınaya yetmez. Tamama artık babasızdır. Bu yetmezmiş gibi, tifo salgını başlar ve annesi de mum gibi eriyip gider.

Tamama daha yedi yaşında önce evini ve yurdunu, sonra küçük kardeşini, sonra da babasını ve annesini yitirmiştir. Ablalarıyla birlikte öksüz ve köksüz kalır. Onlara yengeleri sahip çıkar. Sivas’a vardıklarında iki buçuk ay geçmiştir. Espiyeli Rumların çoğu çoktan ölmüştür. Kalanlar Sivas’ta bir kışlaya koyulurlar. Verilen yemek kimseyi doyurmadığı için çocuklar kışladan kaçıp dileniyorlardır. Bazı Sivaslılar sevecen ve iyi niyetlilerdir. Dilenen çocuklara yardım ediyorlardır. Yetim çocukları evlat edinenler de vardır.

Tamama da kışladan kaçıp dilenen çocuklara katılır. Bir gün çaldığı kapılardan birini bir kız açar. Tamama’yı içeri alır ve onu bir güzel doyurur; temiz giyecekler giydirir. Tamama ertesi gün aynı saatlerde, aynı kapıyı çalar. Kapıyı yine o kız, yani Ayşe açar. Bu kez Tamama’yı doyurmakla kalmaz, onu hamama sokar ve bir güzel yıkar. Sıcacık suyla yıkanmanın ardından yediği yemek, Tamama’yı uykuya çeker. Uyandığında Ayşe’nin babası Binbaşı Mustafa ile karşılaşır ve ödü kopar. Neyse ki, Binbaşı Tamama’nın bildiği askerlerden değildir. Ayşe’nin ısrarı ve Tamama’nın rızası ile Binbaşı Tamama’yı evlat edinir. Birlikte, el konulmuş Ermeni evlerinden birinde yaşamaya başlarlar.

1918’e gelindiğinde Rusya ile savaşın bittiği ve hâlâ yaşamakta olan sürgünlerin evlerine dönebilecekleri söylenir. Söylenmeyen ise bu sürgünlerin artık evlerinin olmadığıdır. Topal Osman, İpsiz Recep gibi ‘kahramanlar’ sürgünlerden geriye ne kaldıysa ‘kurtarmışlardır’. Yani, Karadeniz Pontoslu Rumlardan ‘kurtarılmıştır.’ Evlat edinilen çocukların çoğu bulundukları evlerden, ‘evlerine dönmeleri’ için sökülüp alınırlar. Oysa geriye dönebilen ve atalarının yurdunda yaşayabilen Pontoslu Rum hiç olmaz. Tamama’nın ablaları ve onları koruyan yengeleri Yunanistan’a göç etmeyi becerirler. Espiye’yi ve kardeşleri Tamama’yı belleklerine ve yüreklerine gömerler. Yetkililer onu da geri göndermek isterler ama Binbaşı “hayır” diyebilecek denli güçlüdür. Tamama artık onun kızıdır. Binbaşı, yıllar sonra, soyadı kanunu çıkınca, ‘Okay’ soyadını alır. Tamama da nüfusa ‘Raife Okay’ olarak kaydedilir. Binbaşı öldüğünde Tamama artık evli olan Ayşe ile yaşamaya başlar. Ayşe’nin eşi de bir subay olduğu için her tayinde Tamama da bir başka yere gider. Hiçbir zaman evlenmeyi ya da ötesini düşünmez. Ayşe’nin dört çocuğuna ikinci ana olur.

Cumhuriyetin kuruluşundan elli yıl sonra, 1973’de hastalandığı bir dönemde Rumca konuşmaya başlar. Bu durum Ayşe Okay’ın, babasının isteği üzerine herkesten sakladığı gerçeği çocuklarına anlatmasına neden olacaktır. Tamama’nın kendi çocukları bildiği dört yetişkin, Raife’nin aslında Tamama olduğunu öğrenirler. Espiye’ye haber salınır; Yunanistan’a da haber gönderilir. Tamama’nın ablalarına ulaşılır. Devreye kendisi de bir Pontos çocuğu olan Yorgo Andreadis girer. Ablası Symela Ankara’ya gelince Tamama’nın sağlığı düzeliverir.

Tamama 1992’de öldü. Ablaları ise ondan önce Yunanistan’da öldüler. Hiçbiri Espiye’de yaşayamadı; Espiye’ye gömülemedi. Tamama’nın mezar taşında ‘Raife Okay”; altında ise, “Cici annemiz Tamama” yazıyor.

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.