DOLAR 9,6155
EURO 11,2367
ALTIN 554,31
BIST 1.480
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla 22°C
Parçalı Bulutlu
Muğla
22°C
Parçalı Bulutlu
Cts 21°C
Paz 24°C
Pts 23°C
Sal 21°C

Uçurtma

Turgutreis’in rüzgârlı, güzel bir günüydü. Poyraz olduğunu sandığım rüzgâr hiç aralıksız üflüyor, saçımı öyle bir savuruyordu ki şampuan reklamlarından fırlamış gibiydim. Üstelik evden çıkmadan saçımı taramadığım da hiç belli olmuyordu. Elbette uçurtma uçurmak gibi bir niyetim yoktu ve uçurmadım da. Yalnızca izledim ve bu bile beni savaş gerçeğinden biraz olsun uzaklaştırmaya yetti.

Henüz güne ayılmamış, yarı uykulu gözlerle kahvaltı yapmıştım. Ardından bilgisayarı masaya taşıdım ve bu ay nasıl bir yazı hazırlasam diye ‘kara kara’ düşünüyordum. O anda kapım çaldı. Ev sahibim gelmiş. Bana, banyoda onarılacak bir şey var mı diye sordu. Ben herhangi bir sorun yaşamadığımı söyledim ancak o unutmamış, havlu askısı kırıktı, gidip ölçüsünü aldı ve bitişik komşumun banyosu onarılırken benim banyoya da havlu askısı taktıracağını söyledi. Ne iyi bir ev sahibi bulmuşum diye düşünmeden edemedim. Kürtleri seviyorum. İşte bu kadar! Bitişik komşum da az uykulu görünmüyordu. Buna karşın, üzerinde pijaması olduğu halde ayakkabılarını giymeye çalışıyordu. Selamlaştık ve beni uçurtma uçurmaya davet etti. Bu eve ilk taşındığım gün de, daha sonra adının Ziya olduğunu öğrendiğim arkadaşıyla uçurtma uçurmaya gidiyorlardı ve o zaman da davet etmişti ancak ben geri çevirmek zorunda kalmıştım çünkü evde yapmam gereken bir dolu iş vardı. Bu ikinci daveti geri çevirmek istemedim. Benim de üstümde pijamalarım vardı ancak ben de komşuma uyup hemen botlarımı giyiverdim. Sahile çok yakın oturuyoruz. Acele adımlarla kumsala yürüdük. Kim demiş pijama partileri gece yapılır diye? Sahilde Ziya arkadaşı çoktan havalandırmıştı uçurtmasını. Havadaki uçurtmaya, bir aslan terbiyecisinin ciddiyetiyle manevra yapmayı öğretiyor gibiydi. Belki bana öyle gelmiş olabilir ama yemin ederim sanki uçurtmaya uçmayı öğretiyordu. O anda, iplerin diğer ucuna geçse, uçurtmanın yaptığı manevraları kendisinin de yapabileceğinden hiç kuşku duymadım.

Arkada irice kayalardan dalgakıranla iskele arasında, tam olarak hangisi olduğuna karar veremediğim, yay gibi bir eğimle denize karışan bir uzantı vardı. Denizin yüzünde görünen kayalar giderek seyrekleşiyor ve kavisin sonunda bitiyorlardı. Ancak kavisin kumsala bağlanan kısımlarında sıklaşıyor ve bu halleriyle dalgakırandan çok iskeleyi andırıyorlardı. Tam o sıklaştıkları yerde iki Bodrum yerlisi, biri bir iskemleye oturmuş, diğeri ayakta balık tutuyorlardı. İskemlede oturanla aramda oldukça uzun bir mesafe vardı, bu nedenle onu net olarak göremedim. Belki de gözlerim artık o mesafeleri seçmeme olanak tanımıyordur. Buna karşın ayakta duran balıkçı bir kadındı. Şalvarıyla ve başındaki yemenisiyle, elindeki misinayla o da tıpkı Ziya gibi, balıklara manevra yapmayı öğretiyordu sanki. Kumsalın kenarındaki kaldırım taşına oturdum ve onları izlemeye başladım. Komşum da yanıma oturdu. O anda benim baktığım açı mı farklıydı yoksa yine gözlerimin ihanetine mi uğramıştım bilmiyorum, komşum görüp bana söylemeseydi dikkatimden kaçacak olan inanılmaz bir ayrıntı fark ettim. Ziya’nın, uçurtmayı uçururken bedeninin aldığı biçimle balıkçı kadının balık tutarken aldığı biçim birebir örtüşüyordu. Oysa biri gökyüzünün, diğeriyse denizin aslan terbiyecisiydi. Böyle bir şey nasıl olabilir? 

Bu arada belirteyim: Komşumun adı Derya ve arkadaşı Ziya ile sanırım otuz yılı aşkındır tanışıyorlar. İkisi de deniz, tekne ve rüzgâr tutkunu. Uçurtma uçurmayı bunca sevmelerinin nedenini anlamak hiç de zor değil. Aralarında nöbetleşerek belli aralıklarla uçurtmanın iplerini birbirlerine devrettiler. Uçurtmanın uçarken ses çıkarttığını bilmiyordum. Ben de kendi bilgi dağarcığıma bu yeni bilgiyi eklemiş oldum. Vızzz vızz diye sesi çıkıyor yakınımdan geçerken. Derya mizaç olarak gayet uyumlu, sakin ve hoş biri. Bu yorumu yapacak kadar tanışıyoruz artık kendisiyle. İlginç biçimde uçurtmanın havada yaptığı manevralar da tıpkı kendisi gibi sakin ve dingindi. Buna karşın ipler Ziya’nın eline geçince o sakin uçurtma gidiyor, yerine saldırgan, ne zaman hangi yöne döneceği önceden kestirilemeyen, deli fişek bir uçurtma geliyordu. 

Biliyorum, bir insanın uçurtma uçurmasına bakarak o kişinin karakter analizini yapmak, kahve falına bakmaktan daha da gülünç olacaktır. Sonuçta Ziya uçurtmalar konusunda daha deneyimli ve Derya henüz onun öğrencisi konumunda ve bu denklemin içinde ben tümden ‘karaktersiz’ durumuna düşerim çünkü hayatım boyunca hiç uçurtma uçurmadım. O ipleri tutmayı bile bilmiyorum.

Birazdan kahvaltı hazırlayacağım. Sonrasında da balkonda kitap okumayı düşünüyorum. Hayat güzel demek geliyor içimden ancak ne yaparsam yapayım bunun ikiyüzlü bir tanımlama olduğunu görmezden gelemiyorum. Çünkü o burukluk yerleşmiş bir kez böğrüme. Çünkü biz burada anın keyfini çıkarırken, hiçbir şey yapmamanın hoşluğunu yaşarken coğrafyanın doğusunda yine kim bilir kaç kişinin yaşamına son verildiğini düşünmeden edemiyorum. Savaş, sınır, üstün ırk saçmalıkları sona ermeden içimdeki bu burukluk da geçmeyecektir. O vakte kadar bekleyeceğim o halde. O günlere bir an önce kavuşmak dileğiyle.

Zerrin Oktay

zerrinoktay.bodrum@gmail.com

ETİKETLER:
YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.