DOLAR 7,2960
EURO 8,9237
ALTIN 416,28
BIST 1.488
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla 18°C
Az Bulutlu
Muğla
18°C
Az Bulutlu
Cum 17°C
Cts 17°C
Paz 18°C
Pts 14°C

GEZİ PARKI PROTESTOLARI NEYDİ?

Biraz gecikmiş de olsa Gezi Parkı’nı anmak istedim. Gezi protestoları, demokrat olanla olmayanı ayıran turnusol kâğıdı sayılabilir. Belki bir miktar da yandaş medya borazancılığına bir lanet okuma…

Çarpık kentsel dönüşüme, gasp yoluyla birikime, ortak alanların özelleşmesine, dolayısıyla özde neo-liberal kapitalizmin temel dinamiklerine itirazı olan bir halk olma çabası olarak da görülebilirdi. Gezi direnişi en azından Taksim Meydanı’nda paylaşımcı-eşitlikçi ilişkilerin hâkim olduğu; herkesin ortak kolektife ait olduğu ama kendi bağımsız varlığından da vazgeçmediği bir komünü hayata geçirmenin mümkün olduğunu gösteren ve katılımcılara özgüven veren bir tür ‘dayanışma şöleni’ idi de.

Hükümetin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne tahsis edilmiş Taksim Gezi Parkı’na İstanbul 6’ncı İdare Mahkemesi’nin kararına rağmen Topçu Kışlası’nı imar izni olmadan yeniden inşa etmesini engelleme eylemi olarak başlamıştı. Asker Ocağı caddesine bakan duvarın 3 metrelik kısmı gece 22 civarında yıkıldı; 5 ağaç yerinden söküldü. Bunun üzerine Taksim Dayanışma grubu üyeleri iş makinalarının önüne geçerek daha fazla yıkım yapılmasını engellediler. Ardından bu gruptan 50 kişi parkta çadır kurarak sabaha kadar nöbet tuttu. Polisler sabah saat 5.00 civarında parkta kalanlara müdahale ettiler. Çadırlar kaldırıldı;  inşaat ekibi çalışmalarına tekrar başladı. 29 Mayıs günü Yavuz Sultan Selim Köprüsü inşaatının açılışı sırasında dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan‘ın, “Ne yaparsanız yapın. Orası için karar verdik, yapacağız” demesiyle insanların sabır taşları çatladı ve olaylar giderek tırmandı.  İstanbul dışındaki birçok kentte de protesto yürüyüşleri düzenlendi. Ankara’da Kuğulu Park, İzmir’de Gündoğdu Meydanı’nda yapılan yürüyüşler polisin müdahalesiyle son buldu. Aynı gün daha ufak çaplı gösteriler Mersin Özgür Çocuk Parkı’nda, Tunceli Sanat Sokağı’nda, İzmit Cumhuriyet Parkı’nda, Konya Atatürk Anıt Alanı’nda, Manisa Manolya Meydanı’nda, Marmaris ve Adana Atatürk Parkı’nda gerçekleşti. Zonguldak’ta Bülent Ecevit Üniversitesi’ndeki mezuniyet töreni sırasında stadın kenarındaki köprüye ‘Gezi parkı direniyor Taksim’e selam’ yazılı pankart asan Öğrenci Kolektifi öğrencileri gözaltına alındılar.

Yapılan bir başvuru sonrası, İstanbul 6. İdare Mahkemesi, Topçu Kışlası Projesini yürütmeyi durdurma kararı verdi. Bunun üzerine yalan demeçler, haberler havalarda uçuştu. Polis saldırıları yoğunlaştı. Yine de, müthiş bir iletişim ağı oluşturan insanlar tam bir yardımlaşma içerisine girerek Gezi Parkı’nda toplanmaya devam ettiler. Evlerinden yiyecek, içecek ve çeşitli yardım gereçlerini getirerek birbirleriyle paylaştılar. Türkiye’de kurulan ilk doğrudan demokrasi ve komün alanı haline gelen Taksim Meydanı dünya basınında baş sayfalarda yer aldı.  Meydanda piyano dinletileri sunuldu. Kütüphanesi, çocuk parkı, bostanı, açık kürsüsü, paranın yürürlükten kaldırılması gibi inisiyatifler dolayısıyla ‘başka’ toplumsal ilişkilerin kolektif ölçekte denendiği ve ‘tadına varıldığı’ bir ortam doğdu. Türkiye gibi bir üçüncü dünya ülkesinde muazzam genişlikte kitleleri kapsamasıyla, çok farklı yorum ve analizlerin dolaşıma sokulduğu bir durum oluştu. Farklı yönelimleri, alışkanlıkları, siyasal-kültürel formasyonları olan geniş bir toplamın ortak saiklerle sokağa çıkması, analiz açısından pek de alışık olmadığımız bir zenginlik kattı tarihimize. Bu arada, ekolojik mücadelenin anti-kapitalist bir karakter kazandığını içselleştirmemiz gerektiğini de anlattı bize. Çünkü kent merkezinde kalan son yeşil parça için başlayan mücadele, zamanla bütün antidemokratik uygulamalara karşı oluşturulan toplumsal bir haykırışa dönüşmüştü. İnsanların, eğer isterlerse bir araya gelebileceklerini ve bir amaç uğrunda hep birlikte hareket edebileceklerini göstermişti.

Gezi protestoları Türkiye’de benzeri görülmemiş bir demokratik katılım talebini ve demokrasi için gereken özgürlüklere sahip çıkma iradesini açığa çıkarttı. Kendilerini çok farklı kimlikler ya da ideolojilerle tanımlayan gruplar yaşam hakları arayışında bir araya gelmiş; kendilerini öncelikli olarak çevreci, feminist, LGBTİ’li, Kemalist, Kürt, Alevi, anti-kapitalist Müslüman, kulüp taraftarı, öğrenci olarak tanımlayan farklı kimlikler bir arada demokratik bir dayanışma sergilemişlerdi. Bu dayanışma kemikleşmiş kimlik tanımlarının kırılmasına ve bu değişik görüşlü grupların protesto süreci içinde birbirlerini tanımalarına imkân tanımıştır. Dayanışma yalnız yatay bir biçimde farklı gruplar arasında değil dikey bir biçimde kuşaklar arasında da gerçekleşmişti. Çocuklarıyla dayanışma içinde, onlarla birlikte hak aramak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına itiraz için anneler-babalar da katıldılar.

Gezi’nin bir sonucu daha oldu bana göre. Bize, egemen zihniyetteki azınlık düşmanlığını ya da başka bir deyişle ırkçılığı da sergilemiş oldu. Mesela, “Rumların peşine takılıp gelmişsiniz” gibi veciz sözler edenleri açığa çıkarttı. (Dönemin İstanbul Büyükşehir Danışmanı Profesör Ahmet Atan gibi) her nasılsa profesör titri edinmiş bazıları ortaya atılıp “Yahudi, Ermeni ve Rum’sanız Gezi eylemlerinde aktif rol almanızı anlayışla karşılayabilirim. Lütfen soyunuzu araştırın!şeklinde cümleler kurdular. Bazı ‘gazetemsiler’, “Ermenistan halkı kutlama yapıyormuş Taksim’i işgal ettik diye.. yazıklar olsun bunlara destek çıkanlara” ya da “Yazıklar olsun size.. Ermenilere bıraktınız meydanı.. Allah belanızı versin eylemci çapulcular” diye başlık attı. “Her taşın altından gâvur çıkıyor” ya da “Eylemciler kimden yana… Bizden yana mı, gâvurdan yana mı?” diye yazan köşe yazarları çıktı. Kimileri de, “Gezi Parkı olaylarında Yahudi lobisi oyunu” minvalinde anti-semitik komplo teorileri ürettiler.

Direniş, Türkiye toplumunun bütününde on yıllara yayılan ‘sağcılaşma’ sürecine belli bir ölçüde takoz oluşturdu da denebilir pekâlâ. Özellikle 90’lardan itibaren iyice belirginleşen milliyetçileşme-sağcılaşma dinamiği, Gezi’yle anlık ve kısmen de olsa duraklatılabildi. Geniş kitlelerin militan bir sokak siyasetine angaje olduğu, radikal solla sokakta yarenlik ettiği bu sürecin yarattığı yeni durumu asla hafife almamak gerek. Henüz bu durumun kurumsal siyaset düzleminde karşılığı yok, ama toplumsal muhalefette ansızın çoğalmaya işaret edebilir. Çünkü, Gezi’nin yaratmış olduğu siyasal türbülans, zamanı geldiğinde demokratik hareketin müdahale kapasitesini genişletebileceğini de gösteriyor.

Gezi Parkı direnişinin belki en çarpıcı ve özgün yanı, mizahın, hicvin ve sanatın baskın bir hak arayışı aracı olarak meydanlarda yer alması olmuştur. Protestocuların kullandıkları esprili posterler, hem hükümetin uygulamalarındaki eksiklikleri keskin bir biçimde vurgulamış, hem de protestocuların kendi konumlarıyla ilgili farkındalıklarını yansıtmıştır. Direnişçilerin arkasında, barolar, tabipler birliği, mimarlar odası gibi meslek kuruluşlarının ve akademisyenlerin yoğun desteğinin yanı sıra, Türkiye’de bugüne dek görülmemiş bir sanatçı desteği oluşmuştur. Sanatçılar gerek verdikleri demeçlerle, gerek toplu dilekçeleriyle ve gerekse Gezi Parkı’ndaki konserleriyle, şarkılarıyla demokratik hak arayışını kendi platformlarından, kendi dilleriyle yansıtarak güçlendirmişlerdir direnişi. Çeşitli semtlerde, parklarda ve evlerde toplanan halk meclis ve forumları demokratik hak arayışlarını değişik kanallara taşımıştır. Gezi Parkı Türkiye’de demokrasi açıklarını gözler önüne sererken, toplumdaki demokratik değerlere sahip çıkma güdüsünün de gücünü, yaratıcılığını ve esnekliğini göstermekte önemli ve özgün bir adım olmuştur.

Ancak, sosyal hareketler kurumsallaşamadıkları oranda dağılmaya başlarlar. Bu özgün ve önemli demokratikleşme aşamasından ders çıkartabildiğimiz ve net bir biçimde aktarılan demokratikleşme taleplerini içselleştirebildiğimiz ölçüde, demokrasimize kalıcı katkıları olacaktır, diye düşünüyorum.

Attila TUYGAN

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.