DOLAR 8,6580
EURO 10,1795
ALTIN 488,66
BIST 1.419
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla 32°C
Az Bulutlu
Muğla
32°C
Az Bulutlu
Paz 34°C
Pts 32°C
Sal 34°C
Çar 31°C

BAFRALI TOLİKA…

Geçen gün bir başka yazımda adını andığım Karadeniz’in öz evladı Yorgo Andreadis’in en etkilendiğim kitaplarından biri de Tolika, Bacikam Al Beni… Bacikam Al Beni’dir. 

Daha önce belirttiğim gibi, yaşamı boyunca Türk-Yunan dostluğu için çabalayan Andreadis, ırkçıların başını çektiği kirli bir kampanya sonucunda ‘non grata person’ ilan edilmiş, ülkemize girişi yasaklanmış; yasağın kalkması için 2004’de, içlerinde olmaktan onur duyduğum onlarca aydın imza kampanyası düzenlemiş olmasına rağmen, ne yasak kalkmış, ne de vasiyeti üzere ‘memleketim’ dediği baba toprağı Trabzon’a gömülebilmişti.

Tolika’nın öyküsü pek yürek burkucudur:

Müslüman komşularıyla, dostça, kardeşçe bir hayat süren Bafralı Dimitro’nun kızı olarak 1918’de bir kız çocuğu doğar. Adını Tolika koyarlar… Annesi ölür.  Birgün köylerini basan jandarmanın dayatmasıyla, kendisi, dört yaş büyük ablası ve babasından oluşan aile toprağını terk etmek zorunda kalır. Bu kaçış esnasında babası ölür ve 8 yaşındaki ablası Sofya ile yapayalnız kalıverir. Birçok insanla beraber Samsun’da askeri bir kışlada kalırlar bir süre. Sonra arabalara doldurulup Bafra’ya doğru gönderilirler. Bir cehennem saydıkları askerî kışladan kurtulduklarına sevinmişlerdir, çünkü hem Bafra’da babalarının dostları vardır, hem de ‘canavar’ diye andıkları o günlerin ünlü Topal Osman’ının çetesinin Samsun’a geleceğini duymuşlardır. Ancak yol tehlikelidir ve bitmek bilmez… Bir gece Hacıömer denilen bir müslüman köyünde gecelemek zorunda kalır; ertesi gün yolculuğa devam ederler. Kırık dökük at arabasının sürücüsü Hüseyin vahşi görünümlü, asık suratlı bir adamdır! Yolda Tolika’nın tuvaleti gelir ama korkudan söyleyemez. Dişini sıkar ama dayanamayacak duruma gelince ablasına eğilerek çok sıkıştığını fısıldar. Sofya korka korka, kardeşinin hacet gidermesi için durmasını söyler Hüseyin’e. Çok ıssız ve terk edilmiş bir yerdedirler. Hüseyin, gecikmelerine neden olacağından sinirlenir ve Tolika’yı elbisesinden tutup yola fırlatır. Tolika yığılıp kaldığı toprağın üstünden hemen kalkar ve arabanın peşinden koşmaya başlar çığlık çığlığa: “Bacikam al beni… Bacikam al beni!” bir süre sonra hem görünmez, hem de sesi duyulmaz olur. Sofya Samsun’da açılan yetimhaneye verilir. Birkaç ay sonra da başka öksüzlerle birlikte bir gemiye bindirip Yunanistan’a götürülür. Yunanistan’da Kefalonia adlı bir öksüzler yurduna yerleştirilir. Beraberinde Ermeni kızlar da vardır. Orada okuma-yazma öğrenir; birinci sınıfı bitirdikten sonra başka bir öksüzler yurduna gönderilir. Daha sonra da Yorgo Kalpakidi adlı bir gençle evlenip yuva kurar Sofya. Yedi kız çocuğu olur, on bir de torunu. Ama aklı hep o ıssız yere takılıdır; Hüseyin’in kız kardeşi Tolika’yı fırlatıp attığı yere…

2011 yılında Sofya ölür. Tam o günlerden birinde Bafra’nın yerel gazetelerinde yazılar yazan bir gazeteci, Andreadis ile bir söyleşi yapmıştır. İşte o söyleşinin ardından da, kendini yaklaşık yüz yıl önce Bafra’da birbirlerinden koparılan iki Rum kız kardeşten Tolika’nın izini sürerken bulur. Kısa bir araştırma sonrasında Bafra’da Tolika’nın ailesine ait izlere rastlar gazetecimiz. Tolika’nın,  Gençlik Caddesi’ndeki Karnaval Pastanesi’nin oralarda yaşayan oğlu Mehmet Amca’ya ulaşır. Mehmet Amca‘nın eşi de aslında Rum’dur; onun da çocukluğunda Bafra’da kalmış olan yetimlerden biri olduğunu öğrenir. Mehmet Amca ne annesini biliyordur, ne de babasını… Tolika bir süre daha Hacıömer köyünde kalmaya devam etmiş. Daha sonra oradan alınarak Sarıköy’e getirilmiş. Bu köyde 15 yaşına gelince yine kendisi gibi yetim olan Müslüman biriyle evlendirilmiş. Bu evlilikten bir çocukları olmuş. Bir süre sonra, eşi, köyde “Gâvurdan eş mi olur!” tarzındaki baskılara dayanamayıp Tolika’yı bırakıp çocuğu da almış. Ardından bir kadınla evlenmiş. Tolika da bir çiftliğe hizmetçi olarak verilmiş. Tolika’yı alan aile bir inek karşılığında Tolika’yı başka bir aileye satmış. Tolika o aile tarafından bir Arnavut ile evlendirilmiş. Bir buçuk sene sonra da verem hastalığından tahminen 19 ya da 20 yaşlarında ölmüş.

Mehmet’i annesinden ayıran babası, kendisi de çocuğuna bakmayıp başka bir aileye vermiş. O aile Mehmet Amca’yı büyütmüş. Mehmet Amca büyüyünce öğrenmiş Rum asıllı olduğunu.

Sözü edilen gazetecimiz, Mehmet Amca’ya kuzenlerinin Yunanistan’da yaşadıklarını söyleyince o 90 yaşında adam sevincinden delirmiş… Sonra bu durumu Yunanistan’daki Eleni’ye anlatmışlar. Eleni Ana ve akrabaları haftasında Bafra’ya gelmiş ve Mehmet Amca’nın evinin yolunu tutmuşlar. Karşılarında sanki Eleni Ana değil, Sofya varmış. Sofya ne kadar kardeşi Tolika’ya kavuşmak istediyse, Eleni de kuzeni Mehmet için aynı şeyleri hissediyormuş. Sürekli ağlama krizlerine tutuluyormuş. Eleni Ana 70’li yaşlarda beyaz saçları ile kısa boylu güzel bir Rum kadın. Mehmet Amca artık destek olmadan yürüyemeyecek durumda olmasına rağmen bastonu elinde kapıyı açmış. Eleni Ana ve ağabeyinin oğlu bir an donup kalmışlar. Mehmet Amca’nın gözleri ve alnı tıpkı Sofya imiş. Ardından birbirlerine sarılarak ağlamışlar dakikalarca. Az-buz değil, nerede ise yüzyıl ayrılıktan sonra kavuşmuşlardı çünkü…

Bu öykü Karadeniz’de yaşanmış binlerce acıklı öyküden biridir sadece. O bölgede öksüz kalan 15 bin çocuğun akıbeti hâlâ bilinmemektedir. İşte Tolika da bu 15 bin çocuktan biridir.

ETİKETLER:
YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.