DOLAR 8,5625
EURO 10,3900
ALTIN 511,18
BIST 1.443
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla 25°C
Parçalı Bulutlu
Muğla
25°C
Parçalı Bulutlu
Çar 25°C
Per 30°C
Cum 31°C
Cts 32°C
Blog İstatistikleri
  • 432.215 tıklama

Zerrin Oktay Yazdı : Dipsiz

Benim dipsiz bir kuyum var. İçine düştüğüm ilk anı hatırlamıyorum. Bildiğim tek gerçek, düşmekten kendimi bir an olsun kurtaramadığımdır. Düşüyor, düşüyorum. Dipsiz olduğu için bir türlü yere çakılamıyorum.

Benim dipsiz bir kuyum var

Zaman zaman sarmaşıklar görüyorum duvarlarında. Kimi yapış yapıştır; tutunamıyorum. Elimden kayıyor ve düşmeye devam ediyorum. Kimileri kurumuştur; dokunmamla ufalanıp gidiyorlar. Kimileri eğreti, kökleri yok onların. Derken sarmaşıkları boş veriyorum. Kurtulmaya çalışmaktan bıkıyor ve düşüşümü hızlandırmaya gayret ediyorum. 

Çok çalışıyorum. Pek çok insan paraya tapıyor, ben onlara dağıtıyorum. İnsanlara yardım etmek ve dertlerini dinlemek gerekiyor, ben yanlarında oluyor, bir yandan düşüyorum. Kimi zaman akıl vermem, fikir yürütmem gerekiyor. Bazen duyduklarıma şaşırıyor ve düşüyorum. 

Benim dipsiz bir kuyum var

Şakacıyımdır, esprilerimle insanları eğlendiriyorum. Enerjimle herkesi besliyor, kendim boyuna düşüyorum. Ben derdimi kimselere anlatamıyorum, düşüşü tanımlamanın bir yolu yoktur, o yüzden kendime saklıyorum. Hep düşünüyorum, belki bir ızgara, bir parmaklık vardır ve beni durdurur. Belki sonsuz uzunlukta bir çift kol, kuyuya daldığı gibi beni dışarı çıkartır. 

Kendimi dünyalı sayamıyorum bir türlü. İçimdeki ses bana Merkür’den geldiğimi söylüyor. Dostlarıma anlatıyor ama sonra bunu yaptığıma pişman oluyorum. Benimle alay ediyorlar, Merkür’ün ne kadar sıcak olduğunu belirtiyorlar. Ateşli olduğumu ima ediyorlar, oysa bilmiyorlar, hiç bilemezler. Orası öyle böyle değil, çok ama çok sıcaktır. Ateşli olamaz Merkürlü, aksine kavruk olur. İçi dünyanın soğuttuğu köz artıklarıyla doludur. Damarlarında kan yerine kül ve is, hatta katran taşır bazen. Dünyalıların kalp dedikleri kraterinde lavlar çoktan soğumuştur. Hiçbir yanardağ patlaması yaşamayacak ve hep düşecektir, hiç durmadan.

Dünyadaki bitki örtüsünü öğrendim. Bölgelerine göre değişiyorlar. Toplumları, kültürleri öğrendim. Tarihlerini okudum. Yok edilen ırkları inceledim, soykırımcılığın uç noktalarında gezdim. İlk önce Kızılderilileri yok ettiklerini öğrendim, sonra Çiçek Çocuklarını ve son olarak da Aborjin’lere niyet ettiklerini. Aborjinler diğerlerinden daha akıllı bir ırkmış. Medeniyeti görmüşler, dünden bugüne taşınacakları anlamışlar ve yarını hissedebilmişler. Derhal yok olma kararı almış, ömürlerinin kalan kısmını çiftleşmeyi reddederek geçirmişler. Asla ürememiş, çocuk doğurmadan kendi içlerine gömülerek yok olma biçimini benimsemişler. Bu dünyada yaşayan tek Merkürlü olmadığımı biliyorum ama hepsi de benim yaptığımı yapıyor ve dikkatli oluyorlar. Kendi kuyularında düşerken bundan kimseye söz etmiyorlar. Medeniyet bizi ele geçiremeyecek.

Ben kitap okur, müzik dinler ve yazarım. Genelde saçma şeyler yazarım ki şu an yazdığım daha öncekilerin tümünden daha saçma bulunacak, bunu biliyorum. Kitap okur, düşerim ben. Öykü yazar, düşerim. Saçımı tararken, sigara içerken, müzik dinlerken, terlerken, kahkahalarla gülerken bir yandan hep düşerim. Dipsiz kuyu yakamı bir türlü bırakmaz.

dipsiz bir kuyu

Doğumlara, ölümlere tanık oluyorum, karı koca kavgalarına ve trafik kazalarına. Aldatıldığını dün öğrenmiş şaşkın bakışlı kadınlar geçiyor yanımdan ve ben düşüyorum. Parmaklarındaki alyansa güvenen mutlu, gururlu kadınları izliyor ve gülümsüyorum. Arada bir kimi unutmak/unutulmak, kimi hatırlamak/hatırlanmak için damarlarını kimyevi maddelerle besleyenler geçiyor. Onların da kendilerine dipsiz kuyular aradıklarını hissediyor, benimkini armağan etmek istiyorum ama yapamıyorum. Kaldırımlara nefes ve ter kokuları siniyor. Mazgallardan kanalizasyona akan gözyaşlarını yağmur sularından ayırıyor ve düşüyorum. Yaşam parmaklarımın arasından akıp gidiyor. Ne kadar gayret edersem edeyim, zamanı bir türlü yakalayamıyor, hep bir şeylere geç kalıyorum.

Irkçılık var dünyalılar arasında, kafatasçılık, türcülük, yaşçılık, cinsiyetçilik ve homofobi. Bini bir para ederken savaş, din, kentleşme, yozlaşma, orman düşmanları ve onların da düşmanları geçiyor karşı kaldırımdan. Tümünü uzaktan izliyor ve susuyorum çünkü konuştuğum zaman ben de başka bir düşman oluyorum. Ben durmadan düşüyorum, hiçbir güç, kimse, hiçbir neden beni durduramıyor. Çocuklar ölüyor, bombalar patlıyor, insanlar avaz avaz bağırıyor ve ben ağlıyor, üşüyorum.

zerrinoktay.bodrum@gmail.com

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.