DOLAR 8,1550
EURO 9,7089
ALTIN 457,33
BIST 1.393
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla 12°C
Parçalı Bulutlu
Muğla
12°C
Parçalı Bulutlu
Paz 15°C
Pts 18°C
Sal 19°C
Çar 17°C

Zerrin Oktay Yazdı : Ölü Para Kumbarası

Noel Baba’dan uzaylılara, ruletten piyangoya kadar herkesin hayatında en az bir kez olsun dileğine para düşmüştür.

Kimileri sokakta içi para dolu cüzdan, çanta, valiz, çuval, kimileriyse para yerine geçen altın bir ziynet parçası ya da bir kese, bir orta boy torba, bir çuval dolusu elmas bulmayı hayal ederken hayali hazine avcılığı uyku öncesi tutkuya dönüşebilir. Ne de olsa para saymak, koyun saymaktan daha caziptir.

Ölü Para Kumbara

Bazılarında bu hayal, yakıcı bir tutkuya dönüşür ve onu gerçekleştirmek için kolları sıvarlar. Büfe, market, banka soygunu, satışı kolay her türlü ürün hırsızlığı, karaborsa, hayali ihracat, dolandırıcılık derken para için akıl almaz yollara başvurulur. Kimileri de yaptıkları işe biraz daha ses getiren bir boyut katmak isterler ve yağmacılık, kaçakçılık ki en kötüsü insan/organ kaçakçılığıdır, şantaj, tehdit, gasp gibi yollardan paraya ulaşmaya çalışırlar. Bu işlerde en tehlikeli olanlarsa politikacılardır. Bu tür para tutkunlarına halk dilinde kötü insan denir. Bana göre asıl kötü olansa paranın ta kendisidir ama bu ana fikirle yola çıkınca konu kendini kilitlemiş oluyor, o yüzden tekrar hayalperestlere geri dönüp onları biraz daha yakından incelemek niyetindeyim.

Sırasıyla Noel Baba’ya da, uzaylılara da, piyangoya da inanmış birisiydim. İlk önce Noel Baba ile ayırdım yolumu, çünkü o adaletsiz bir ihtiyardı. Tam anlamıyla çifte standart uyguluyordu. Dönemin gökdeleni sayılacak kadar büyük bir binanın yedinci katında yaşıyorduk ve her yıl Noel arifesinin gecesinde Noel Baba bizim gökdeleni ziyaret eder, çocuklu ailelerin kapılarına birer sepet bırakırdı. Bu sepetlerin içinde ya da yanında mutlaka oyuncaklar da olurdu. Yanlış hatırlamıyorsam binanın her katında yaklaşık yirmi daire vardı. Hiç üşenmez, sabahın köründe kalkıp bizim kattaki tüm kapıları incelerdim. Binadaki herkese oyuncak hediye eden Noel Baba, bizim kapının önüne yerleştirdiği sepete yalnızca birkaç mandalina ve bir avuç ceviz bırakıp giderdi. İyi de benim oyuncağım nerede? Takip ettiğim üçüncü Noel arifesinde de oyuncak bırakmadığını görünce, işin sadece rastlantı olmadığını ya da belki bana gelene kadar oyuncaklarının bitmiş olamayacağını iyice anlamış ve kendisini terk etmiştim. Bana bırakacağı oyuncağı kalmamış olamazdı çünkü ilk yıl binanın ana kapısından girdiğini varsayarak sekizinci kattan on dördüncü kata kadar çıkmış ve o katlardaki çocuklara oyuncak bıraktığını görmüştüm. Sonraki yıl ise belki gerçekten de bacadan gelmiştir diyerek alt katları da incelemiş ve aynı sonuca varmıştım. Beni alenen görmezden geliyordu! Alt tarafı bir torba altındı dileğim, üstelik içinden çikolata çıkan altınlardan. Başka bir şey için değil ama o içinden çikolata çıkan altınlar için, söylemesi ayıptır, bugün bile bir şekerci dükkânı soymayı düşünebilirim.

Uzaylılara her zaman inandım. Ne ki onlardan medet umacak kadar cesur olamadım; babamla izlediğimiz uzaylı filmleri beni fena halde korkmuştu. Günün birinde bir uzaylıyla karşılaşma fikri ödümü koparıyordu. Takip eden yıllarda ne çikolata altınlar ne de oyuncaklar süsledi hayallerimi. Açıkçası, o aralar uyumak için ne tür hayaller kurduğumu hatırlamıyorum. 

Para hayali, nedenini pek anlamasam da ergenlik çağına girmemle başladı. Büyümüş, kazık kadar olmuştum ama yine de tedbiri elden bırakmıyor, uzaylılardan uzak durmaya dikkat ediyordum. Buna karşın ülkeme dönmüş ve milli piyango biletleriyle tanışmıştım. Hayatımın kalan yıllarında piyango bileti almaya devam ettim. 2002 yılından sonra biletlere olan inancımı da yitirdim ama yine de bazı zamanlar bir bilet almadan geçemiyordum. Piyangoya olan inancımı da tümden yitirmem son yılbaşı çekilişinde oldu. Hiç şaşmadan hep de çeyrek bilete vuran piyango, bu kez daha da tiksindirici bir sahtekârlığın kurbanı oldu; üçü ‘satılmayan’ biletler arasında kim bilir kimin zimmetinde korunurken bir diğerini de tüpçü almıştı. Bu hiç ama hiç inandırıcı olmayan sahneden sonra nostalji yapmak için, artık oyuncak derdim de kalmadığına göre, tekrar Noel Baba’ya sığınabilir ya da oyuncak yerine para dağıtan, kendi kendimin uzaylısı olmayı denerim. 

Dolandırıcılık, hayali ihracat ya da hırsızlık gibi eğilimlerim olmadığına göre bu para işi çok da kolay görünmüyor. Bu yüzden ne yapıp edip bir uzaylıyla bağlantı kurmalıyım ama öyle yakın, hatta sıkı fıkı olmadan, aramızda belli bir mesafeyi gözeterek bu bağlantıyı kurmalıyım. En iyi bağlantı yoluysa internetmiş gibi geliyor. Kimse beni hırsızlıkla suçlayamasın diye hedefime ölü paraları almalıyım. Öncelikle uzaylı bana şu malum mesajı göndermeli, “Dile benden ne dilersen!” Bu mesajı alır almaz kendisine ölü para kumbarası olmak istediğimi yazacağım. O da üzerime, uzaylılara mahsus bön bakışlarını dikecek ama ben bunu görmeyeceğim çünkü görüntülü bağlantı kurmayı düşünmüyorum. Bununla birlikte, ölü para konusunu anlamadığı elbette ki gözümden kaçmayacak. 

“Sayın Uzaylı, benim gözüm büyük paralarda değil. İnsanların dikkatsizlik sonucunda düşürdükleri bozuk paraların, ölüm döşeğindeki yalnız insanların yastık altlarındaki buruşuk banknotların, tedavülden kalkmış, çocukların elinde oyuncak edilmiş paraların, saklanıp sonra da unutulanların, ızgaralara, çimento kovalarına, kanalizasyona düşürülen paraların -ki sonuncuların mutlaka arınık olmaları gerekir-, kargaların kaptıklarının, saksı diplerinde, merdiven altlarında küflenmeye bırakılmış paraların peşindeyim. Kısacası, kimsenin ruhunun duymayacağı paraların kumbarası olmak istiyorum.”

Ben bunu yazar yazmaz evde bir şıngırdama sesi duyuyorum. Sesi takip ettiğimde mutfak tezgâhının önünde üç adet yamulmuş bozuk para buluyor ve hemen bilgisayarıma dönüyorum. “Sayın Uzaylı, toplam bir lira yetmiş beş kuruş düştü az önce ve bunun için teşekkür ederim ama sanırım beni yanlış anladınız. Ben bu dileğimi bizim köyle sınırlı olarak tutmadım, tüm ülke, hatta tüm dünya için geçerli olmalı. Ayrıca paranın ilk icadından bu yana, gelmiş geçmiş tüm ölü paraların kumbarası olmak istiyorum. Umarım bu küçük yanlış anlaşılmayı görmezden gelebilir ve işimize bakabiliriz.” Mesajımı, gönder tuşuna basarak uzaylıya gönderiyorum ama biraz da tedirginim. Üslubumun çok da iyi olmadığını düşünüyorum. Sanki biraz emrivaki yapmışım gibi geliyor. Uzaylıların kültüründe emrivaki yapmanın bir karşılığı var mıdır, onu da bilmiyorum ama yine de biraz tedirginim işte! 

Ben uzaylının kırılganlığı üzerinde varsayımlarda bulunurken olan oluyor. Önce müthiş bir gürleme duyuyor ve ardından karanlığa gömülüyorum. Aslında içine gömüldüğüm karanlık değil paradır. Bu kadarını hesaplamamış olabilirim. Bir artı bir mini dairem zeminden tavana kadar madeni parayla doluyor, tavanı deliyor, kapıyı zorlayarak yıkıyor ve paralar bahçeye, oradan sokağa yığılıyor. Bunların hiçbirini göremesem de tahmin ediyorum ve bu hiç hoşuma gitmiyor. Sokağa bir gelen olsa paralarıma ortak çıkabilir. Zaten Noel Baba’dan kalma, birikmiş alacaklarım varken kendi paralarımı kimseyle paylaşmaya niyetim yok. Onlar benim param, hepsi benim. 

“Sayın Uzaylı, yaptığın son işlemi geri almanı rica ediyorum. Bu tamamen benim suçum. Dünyada ne çok ölü para bulunduğunu bilmiyordum. Şimdi şöyle yapıyoruz: sen tedavül konusunu dert etmeden tüm paraları ayıkla, altın ve gümüş olanların dışındakileri birleştirip banknot yap. Hem de en büyük banknotlara dönüştür ki daha az yere sığdırabilelim; en azından evin dışına taşmasınlar. Altın paralara, özellikle de tarihi sikkelere sakın dokunma, onları oldukları gibi gönder bana, çaresine kendim bakarım.” Mesajımı görür görmez harekete geçiyor uzaylı ve ortalık tekrar aydınlanıyor. Madeni paralardan boşalan alan bu kez demetlenmiş banknotlarla doluyor ama bu daha makul bir doluluk, çünkü ayağa kalkınca etrafı görebiliyorum artık. Kendimi banknotların üzerine çekip emekleyerek sokak kapısına gidiyorum. Kapının önünden başlayıp oturduğum masaya kadar kendime bir koridor açıyorum. Altın ve gümüş sikkeler en altta kaldıkları için onlarla daha sonra ilgileneceğim. Öncelikle banknotları gruplandırmam lazım. Ülkesine ve tedavül durumuna göre dikkatlice ayırıp her birini diğerine denk yapmaya çalışıyorum. Bu iş tahmin ettiğimden daha karışıkmış meğer. Uykumu getirmesi gerekirken aksine cin gibi yapıyor beni. Sinirlerimi en çok da tedavülden kalkmış olan paralar bozuyor. 

“Sayın Uzaylı, son bir düzeltme daha yapmamız gerekiyor. Zahmet olmayacaksa altın ve gümüş sikkelerin dışındaki tedavülden kalkmış paraları geri almanı rica ediyorum. Onlarla uğraşamayacağım ve ayrıca bankalara da kabul ettiremeyebilirim. O kadar açgözlü biri değilim zaten. İyisi mi sen onları başka birilerine ışınla.”

Banknotların sayısı daha da azalıyor. Artık oturduğum yerden bile etrafı rahatça görebiliyorum. Ne olur ne olmaz diyerek kendime yatağa uzanan bir koridor daha açıyorum. Paracıklarımı yarın sayarım, çünkü şu anda uykum geldi. İyi geceler.

Zerrin Oktay

zerrinoktay.bodrum@gmail.com

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.