DOLAR 9,5846
EURO 11,1432
ALTIN 556,31
BIST 1.493
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla 20°C
Parçalı Bulutlu
Muğla
20°C
Parçalı Bulutlu
Çar 20°C
Per 21°C
Cum 18°C
Cts 16°C

VAHİY HALA DEVAM EDİYOR DUYUYOR MUSUNUZ?

VAHİY

Kısa ve öz anlayanlar, kendi içinde uzun uzun konuşanlardır.

Pişenlerdir.Dilinde anlaşılmaz laf kalabalıkları olanların, kendi içinde anlamadığı şeyleri çoktur. Doğrularını ve yanlışlarını hiç saklamamalı, hep belli etmeli insan. Gerçeğin gözüne bakabilmenin, önce kendi gözünü çıkarmaktan geçtiğini bilmeli.


İki gözümüz, iki kulağımız var. Ama bir tane dilimiz var. Bir göz içimize, bir göz dışımıza bakmalı. Bir kulağımız kendimizi, bir kulağımız başkasını dinlemeli. Bir tane de beynimiz var, mutfak orası, içimizden ve dışımızdan duyduklarımızı orda pişireceğiz. Pişen o yemeği de en güzel dilimiz sunmalı. Samimiyet özneldir.
İnsanlara baktığımız zaman bir kaç etken dışında, kazanmak-önemli olmak, değerli-itibarlı sayılmak istemlerinin pençesinde olduklarını görüyoruz. Farkında olmadan, hepsi kendi iç dünyasında acı çeken konumda. Hepsi bir yalnız özünde ve çok da yabancı kendine.

Değerler felsefesi kayıp bir toplumuz.

Değer diye kendisine yüklenen kodlara ait ya da sahip olmaya çalıştıkça, hep bir kaybeden aslında. Kazanmakta var olanların çoğunun, kazanamadıklarının kazandırdıklarıyla sonuçlandığını düşünüyorum. En güzel yerde yaşamak, güzel para kazanmak, başkalarından yüksek olduğunu sandığı standartlara sahip olmanın verdiği özgüvene aşık olmak, nasıl bir yokluk yaratır ruhlarında anlatamazsınız ki. Ve böyle bir kazanımın verdiği özgüvenle karşısındakinin başarı olasılığını yargılıyor da olurlar üstelik. Hem de çok haklı gibi davranarak. Okumuş üniversiteli ile okumamış bir iş sahibi, aynı statüde ortaklaşır ve kazanım dedikleri şey sadece paranın sağladığıdır. Kazanç denilen ve bunu başarı objesi olarak benimseyen kişilerin yargılamadan önce, bilmesi gereken durumu görmemesi nedir? Doğru kazanç dedikleri, kendilerine özgüven sağlayan şeyler benim düşündüğümle orantılı mı?Eşit bir perspektif var mı? Doğrular neye göre? Kime göre? Yaşam parayı “güç” diye dayatıyorsa biz bunu tek gerçeğimiz yapmak zorunda mıyız? Hangi ölçüler ile ”doğruluğu” kanıtlayabiliriz ki?.Yargılar ile kendini haklılık noktasına getirmek ve bir başkasını kendi doğruları üzerinden tanımlamak, ne kadar doğru ve ne kadar adaletli?Olabildiğince benzerlerimden ayrı bir düşünceye sahip olmanın, doğru bir kazanç olacağı da benim doğrumdur mesela. Çoğunlukla.Olabildiğince “kendin” olmanın huzurunu başkalarının yargılarına kurban etmemenin tek kriteri nedir ki?  Kendin olmaktan caymak kendine yapacağın en büyük hakaret değil mi? Bir çok kez şunu düşünürüm adımlarımı atarken. “0” noktasıdır insanların karşı karşıya gelmesi. Her bir adımda artı ya da eksi değerler ivme verir iletişimlere.Verdiğim saygı ile sonra geri aldığım bir saygıyı, kendime yapılan, söylenen üzerinden değil, değerler felsefesi üzerinden bakarak değerlendirmemin, genelde karşımda ki kişilerde bir kayıp olmayacağına, benim de bi kaybım olmadığına ikna eder beni.Kendini değerli görmeyene değer, neye göre yani? Öyle değil mi?

Kimsenin içinde ki yarayı görmeden ve o yaraya dokunmadan, onu kendi gördüklerinle biçimleyerek anladığını sanmak, ne büyük bir kibirdir oysa.Neye göre yargılarsınız insanları?Evrensel mi kişisel mi yargılarınız?Çok kez insanlar, beni kadın kimliğim üzerinden tanıtırlar bana. İçimde ki ‘ben’i görmeden, saçlarımdan, gözlerimden tanıtırlar beni bana. Ben zaten kendimi tanıyorum. Zaten herkes saçtan, bıyıktan, sakaldan görür ve tanır birbirini. Peki aynı kulağımız mı var? Bakınca, bende de var kulak diyebilirsiniz. Benim asıl gözlerimdir kulaklarım. Buna ne dersiniz? Gözlerin duyduğunu ne kadar duyar aklınız? Ancak kendinizi duyabildiğiniz kadar duyabilirsiniz bir başkasını. Ne eksik ne fazla.İşte tüm bu göreceler içinde, ”doğru” düşündüğümüz şeyler aynı olmayabilir diye saygıyı öğrenmek gerekir. “Doğru” benzerliğini kendi düşüncelerine mal edenlerden şüphe eder ve başta duyduğum yüksekten, yücelikten muaf ederim. Ki başka bi doğruyu kendi doğrusuna benzetmesin. Adaleti bozuyor insanlar. Tek başına da benzersiz görülebilir doğruluk. Doğru özneldir ve gerçekliği benzetilemez.Her köprünün bir çok ayağı var öyle değil mi? Tek ayaklı bir köprü kurulamaz, her bir ayak diğerine destektir ama her bir ayak özneldir. Kimse doğru düşünemeden o köprüden yürüyemez, kendi ayağı doğru değilse, geçebildiği bir köprü de olamaz.

Değerler felsefesi olmayan bireylerin  çoğunluk olduğu toplumlar ilerleyemez.  Değişmez tek değer gerçeklik. Gerçeklik yoksa maskeler vardır. Acı çekiyor bir çok insan maskeleri arkasında. Çünkü kendisini yenileyemiyor, yenemiyor. Bir türlü atlatamıyor devamlılığını, tekerrürlüğünü. Her mevsim aynı ruh halini yansıtıyor. Çünkü hep aynı görüyor, ezber konuşuyor ve cesaretle bakamıyor. Yani duymuyor kendisini. Çaba da olmayınca korkularına esir oluyor. Ruhu kapsama alanı dışında, bedeni ihtiyaçlar dahilinde bir yaşama hapsoluyor.  İnsan; duyduklarının ne denli doğru olduğunu ve gördüklerinin gerçekliğini anlamak için, aslında bir uzuv olmadığını anladığında Tanrı’nın gözü ile ruhunda “gerçek” olur. Karanlık tarafından aydınlık tarafına geçmeyi başarmıştır o insan. Ben tamamlanmıştır ve biz için yaratır, üretir ruh. Kendisini duyana doğuyor bilgi, yani vahiy. Vahiy hala devam ediyor duyuyor musunuz?
Nesrin Arıkan

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

  1. Abidin dedi ki:

    Müthiş bir yazı yine, kendini kazanmak isteyenlerin okuması gereken yazılar.

%d blogcu bunu beğendi: