DOLAR 9,2237
EURO 10,7094
ALTIN 524,70
BIST 1.398
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla 24°C
Gök Gürültülü
Muğla
24°C
Gök Gürültülü
Cts 20°C
Paz 21°C
Pts 23°C
Sal 24°C

MADIMAK KATLİAMI

Bugün bu coğrafyanın katliam geleneğinin bir uzantısı olan Madımak Katliamı’nın 28. yıldönümü.

MADIMAK KATLİAMI

Sonradan anlaşıldığı üzere, artık adına ne derseniz deyin, derin ya da sığ devletin ya da Gladio’nun ‘kullanışlı aptallardan’ oluşan bir kitleye başrol oynattığı bir trajedidir bu katliam. Nitekim iki gün sonrasında 33 köylünün kurşuna dizildiği ve yıllarca belli bir örgüte mal edilen Başbağlar Katliamı yaşanmıştı. Ardından bu olayın ‘derinlikleriyle’ ilgilenen savcının Fizan’a sürülmesi sonucunda her şeyin üstü örtülmüştü. Birbiriyle bağlantılı olduğunu en azından bizlerin bildiği iki katliam da her zamanki gibi Alevi-Sünni kavgasının fitili olarak planlanmıştır. Araya sıkıştırmak isterim ki, Madımak Katliamı’nın ‘tetikçilerini’ savunan avukatların hemen hepsi daha sonraları saray avukatı, milletvekili,
belediye başkanı, il başkanı, Darülaceze Müdürü, Basın Yayın Müdürü, vb. oldu! Diyalektik bağlantıyı kurmak bize düşsün artık!
Sürekli dile getirilen bir tez vardır: başta Sivas olayları olmak üzere pek çok katliamın İslam ile doğrudan bir bağlantısı yokmuş ve Madımak’ta da halk birileri tarafından bilinçli bir biçimde kışkırtılmış ve ordu parmağını kıpırdatmamış. Doğrudur, ama be kardeşim, o zaman da, bu İslamcıların ‘birilerine’ sürekli kendilerini kullandırmalarının nedeni bir tür zekâ geriliği mi diye sorası geliyor insanın. O ‘birilerinin’ ne menem şeyler olduklarını biliyoruz da, bu ülkede onlarca yıldır din uğruna yapılan katliamları; mezhep kavgalarını; canlı canlı insan yakmaları; linçleri; Çorum’da, Malatya’da, Maraş’ta olduğu gibi, sabah birlikte çay içtikleri komşularını akşam çivili sopayla katletmelerini nereye sokacağız? Özellikle siyasal İslamcılar/ırkçı milliyetçiler kışkırtılır ve meydanı boş bulurlarsa her şeyi yapabiliyorlar. Yeter ki küçücük bir kıvılcım olsun ve devletin güvenlik ve yargı sürecini kendilerine karşı işletmeyeceğini bilsinler.
Sorun, biraz da bu insanların kendilerini kullandırma eşiklerinin düşük ve dogmatizmin tutsak aldığı akıl ve ruhlarını devlete, dine, egemenlere satmaya dünden hazır olmalarında belki. Burada düşünür Ẑižek geliyor akla: “Din olmasa iyi insanlar iyi şeyler, kötü insanlar da kötü şeyler yapacaklarken, din sıradan insanlara kötü şeyler yaptırabiliyor.”
Sonuçta, Madımak katliamında da başrol oynayanlar hâlâ o kentte meydanları dolduruyor; bakkal, manav, kasap, kebapçı işletiyorlar; avukatlık, belediye başkanlığı filan yapıyorlar. Belki biraz ihtiyarlamışlardır; torunlarının saçlarını okşuyorlardır. Hac’a filan gitme planları da vardır belki. Ama kesin olan bir şey şu ki, yaptıklarından zerre pişmanlık duymuyorlardır. Sadece kışkırtıldıklarını iddia ediyorlardır.
Yazıyı, çok sevdiğim bir dostumun, acıklı öyküsüyle tamamlamak istiyorum. Üşenmeyip onlarca sayfa sosyolojik tahlil yazısı yazsam bile, bu kadar çok ve anlamlı şey anlatmış olamam: “Babaannemi ‘Çorum Olaylarında’ öldürmüşler. Çok iyi ata binermiş ve sürekli sarma tütün içermiş. Ona dair tüm bilgim bu. Annem kayınvalidesini çok iyi anar, çünkü gelinlerini hiç ezmemiş. Sırtından, karnından bıçaklayıp, başını taşla ezmişler. Komşularımız yapmışlar. İki kuzenimi Madımak’ta yaktılar. Kızları öldürüldükten sonra halam hiç iyileşmedi. Umudu var hâlâ, onların bir gün döneceklerine inanıyor.
Anneannem köyden kente gelen her yaşlı kadın gibi arkadaş edinme umuduyla Muharrem ayında pişirdiği aşureyi komşulara dağıtmaya çalıştığında hiç kimsenin kabul etmediğini görünce çok üzülmüş; bir anlam verememişti. Öteki olarak göçüp gittiğinde bu dünyadan, sürekli Alevi olduğu için dışlanmasına kahretmiş miydi; bence evet. Hamile kardeşim doktor olarak çalıştığı hastanede Ramazan ayında oruç tutmadığı anlaşılmasın diye tuvalette sandviç yediğini söylediğinde ağlayacağıma kahkaha atmıştım. Çünkü normalleşmişti gözümde zavallılığımız.
Lisede arkadaşlarım bir gün şakalaşırken ‘Bu kadar kişi toplandık, hadi mumsöndü yapalım,’ şeklinde iğrenç sözler sarf ettiklerinde dışlanma korkusuyla sustuğum için, hatırladıkça hâlâ kendimden utanırım.
Küçücük bir anım var. Okursanız belki biz Alevileri daha iyi anlarsınız:
Oruç tutulmadığı halde bayram ritüeli; akraba ziyaretiyle yerine getirilir ailemde. Yine bir bayram günü idi. Ev kuzenlerimle dolu ve sohbet ediyoruz. Carinna gelecekmiş Ankara’ya. Ablama soruyorum, kim olduğunu. “Mektup arkadaşım,” diyor. “Alevilik üzerine araştırma yapıyor. Yakında Sivas’a Pir Sultan Şenliklerine gideceğiz, oradan da bizim köye…”

Cuma günü. İlk amcam aradı sanırım babamı, “Abi Sivas’ta yangın çıkmış bizim kızların kaldığı otelde.” Evde bir panik dalgası… Sonra olayın boyutunu nasıl öğrendik; ne vakit Kızılay’a inip yürüdük hiç hatırlamıyorum. Sadece ağlamalar, sloganlar ve biçarelik…
Birbirlerine sarılı yanık bedenleri bulunmuş.
Oteli yakanlar tekbir getiriyorlarmış.
Ablam elinde çatalla merdiven başına inmiş; ‘Bu ne işe yarayacak ki demişler. Saldırırlarsa kendimi koruyacağım,’ demiş.
Oteli yakanlar tekbir getiriyorlarmış.
Asaf Koçak mızıka çalmış sırf moraller yüksek kalsın diye. Metin, Behçet, Hasret’in o can yakan fotoğrafını görmeyen var mı; ellerinde süpürgeyle nefsi müdafaa. Oteli yakanlara hiçbir şey olmamış; çünkü onlar tekbir getiriyorlarmış.”

Attila Tuygan

ETİKETLER:
YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.