Dolar 12,4902
Euro 14,1332
Altın 714,43
BİST 1.776
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla 14°C
Gök Gürültülü
Muğla
14°C
Gök Gürültülü
Paz 16°C
Pts 17°C
Sal 13°C
Çar 9°C

TRUVA ATI TEMA VAKFI

A+
A-
10.08.2021

Attila Tuygan yazdı :

TEMA (yani Türkiye Erozyonla Mücadele Vakfı), ‘Geleceğe nefes olmak için…’ sloganıyla bağış kampanyası başlattı. Kampanyadan toplanan bağışlar Orman Genel Müdürlüğüne, dolayısıyla Tarım ve Orman Bakanlığına aktarılacakmış. Birkaç bin lira göndereyim diye düşündüm hemen! 

Göndereyim göndermesine de, şu TEMA dedikleri, Güneydoğu’daki kirli savaşta hektarlarca orman askerlerce cayır cayır yakılırken; Gezi Parkı’nda gençler ağaçlar kesilmesin diye gözlerini kaybeder ya da çevreye zararlı klorobenzilidenemalononitril gazına gark edilirlerken; eski Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek ODTÜ ormanında 48 hektarı yok ederken; ormana zarar vermediklerini, tam tersine koruma-kullanma dengesi içinde koruyucu saydıkları Koç Üniversitesi Sarıyer ormanlarında 100 bin ağaç keserken; 3. köprü ve İstanbul havaalanı için kuzey ormanları yok edilirken; SEKA’nın Gölcük’teki, binlerce çam ve kavak ağacının kapladığı ve o zamanın parasıyla 8 trilyon TL değerindeki fidanlık, kampüs yapmak için İstanbul’daki orman ağaçlarını (hem de yargı kararına karşın) kesen Koç Holding’e bedavaya verilirken; iki termik santralin bulunduğu, üçüncüsünün de proje halinde olduğu Çan’da çocukların yüzde 60’ı solunum yolu hastalığından kırılır ve bölgedeki ölümlerin kanser ve kalp yetmezliğinden kaynaklandığı bilinirken; TOKİ, Mersin/Akdeniz ilçesinde 140 dönümlük alanda ‘Mersin Millet Bahçesi’ adıyla ağaç katliamı yaparken; Trabzon’da, Sera Gölü’ne yaklaşık 25 mahallenin kanalizasyonunun akıtıldığı bilinirken; Milas, Beçin ve Çamovalı’daki kızılçam kaplı 2 bin dönümlük orman arazisi, endüstriyel plantasyon kurmak gerekçesiyle yağmalanırken; Çamlıhemşin’deki Ayder Yaylası’nın turizme açılacağı dillendirilirken; Bergama ve Kaz Dağları’nda altın diye diye toprağa yılda 5 bin ton siyanür boca edilirken; fosseptik çukurundan çıkan suyun karıştığı Salda Gölü ölürken; tonlarca nükleer atık Avrupa’dan getirilip Güneydoğu’ya gömülürken gıkı çıkmayan vakıf olmasın sakın! 

Ya da, belki de,  ‘orman vasfını yitirmiş araziler ona buna peşkeş çekileceğine bu arazilere zeytin ağaçları dikilsin’ projesine karşı çıkıp mahkemelik olan; ülkenin her yerine hidroelektrik santrallar (HES) dikilirken itiraz etmek şöyle dursun, mütevelli heyeti arasında halkın bütün tepkilerine rağmen Aksu Vadisi’nde HES projesi yürüten Asım Kocabıyık (Borusan Holding) ve Loç Vadisi’ndeki Cide HES projesini gerçekleştiren Orhan Yavuz (Orya Enerji) gibi şahıslar ve hatta nükleer santral ihalelerine giren şirketler bulunan ve bunu da “Biz santrallara değil, yanlış yapılanlara karşıyız,” diyerek utanmazca savunan; hatta kalkınma, dışa bağımlılık ve enerji ihtiyacı gibi gerekçelerle meşrulaştırmaya çalıştığı HES’lerin yapımıyla ilgili önerdiği kural ve kısıtlamalarla, adları kamuoyunca çok iyi bilinen(!) ‘müteahhitleri’ işaret eden; yükselen toplumsal muhalefet karşısında yüzü kızarmadan bu santralları bize ‘yenilenebilir alternatif enerji kaynağı’ olarak yedirmeye çalışan; HES lisanslarıyla sularımızın tüm kullanım haklarının şirketlere devrinde ve topraklarımızın acil kamulaştırma yoluyla gaspında hiçbir sıkıntı görmeyen; suyun ticarileştirilmesini savunmasının yanı sıra, REVAN SU’da olduğu gibi bundan nemalanan; GDO’ya Hayır Platformu’nun mera açma vs. kampanyasına haklı gerekçelerle karşı çıkması üzerine yaptığı açıklamada kullandıklarını itiraf ettikleri Monsanto herbisitinin insan ve hayvanların karaciğer hücrelerini öldürdüğü, bitki ve hayvanlarda genetik bozukluğa yol açtığı bilimsel gerçeğini dile getirenlere avukatları aracılığıyla,  “Bu konuda yazmaya devam ederseniz sizleri mahkemede sürüm sürüm süründürürüz,” şeklinde tehdit mesajı gönderen; yaptığı bazı ağaçlandırma çalışmaları sonucunda birçok bölgede ekosistem tahribatına yol açan ve özellikle bozkır ve bataklık alanlarda yapılan ağaçlandırmalar sonucunda birçok kuş türünün bölgeyi terk etmesine neden olan; HES’ler, termik santraller, nükleer santraller, çimento fabrikaları, maden ocakları gibi uygulamalarıyla ülkenin her karış toprağını, dolayısıyla yaşamımızın her alanını sermayenin talanına açan hükümetlerin sınıfsal ve siyasî ideolojilerine “bunlar politik durumlar; biz kendimizi politika dışında tutuyoruz” gibi utanç verici bahaneler sunan; devletin, şirketlerle el ele vererek doğayı ve yaşam alanlarını metalaştırmasına; bunun için yasaların değiştirilmesine, kanun hükmünde kararnameler çıkarılmasına, çevre nazım planlarının şirketlerin ekonomik çıkarlarına göre yeniden düzenlenmesine itiraz etmeyi geçtim yasa ve projelere yardımcı olan ‘vakıf’ da odur! 

Bu arada, süpermarketlerde bir avuç incire, kestaneye, cevize, ‘organik’ etiketiyle üç avuç para ödemenizi gerektiren fiyat etiketlerinde sık sık adını gördüğüm bu vakfın iki kurucusundan biri, 1917’de babası tarafından kurulmuş Karaca Örme Sanayii’nden evrilen Karaca Holding’in sahibi Hayrettin Karaca. Hayrettin Karaca, dönemin namlı ülkücülerinden Yaşar Okuyan’ın O Yıllar (2010) adlı kitabında MHP’ye finansal destek sağlayan iş adamlarının başında geliyor. Ülkücü siyasî cinayetlerin zirve yaptığı o dönemde, Karaca’nın, yine aynı kaynağa göre, anti-komünist faaliyetlerle iştigal ettiği iddia edilen ‘Kontrgerilla’ için Koç, Eczacıbaşı, Alarko, Sabancı ve daha nicelerinden düzenli bağış topladığı konusu, 12 Eylül MHP ana davasında geçiyor. Nitekim Karaca, bu ilişkilerinden dolayı sol cenahta ‘kontrgerillanın burjuva ayağı’ olarak görülmekteydi, hatta MİT mensubu olduğu yönünde iddialar dolaşıyordu. Sonraları oğluyla yaşadığı sorunlar sonucunda holdingi oğluna kaptıran Karaca TEMA’yı kuruyor ve çok varlıklı bir ‘Toprak Dede’ olarak çıkıyor karşımıza; süreç içerisinde de, 90’lı yıllarda ormanları yaktırdığını ‘Sağır Sultan’ın bile bildiği genelkurmay başkanı Doğan Güreş’e çevre ödülü veriyor; Yaşar Kemal bir TV programında Kürt sorunuyla ilgili bir açıklama yaptığında da onu, “Kıytırık bir-iki roman yazmış biri…” diye niteliyor!

Sonuç olarak, bana göre TEMA, maden şirketleri, petrol şirketleri, köprü ve yol inşaat şirketleri eliyle doğayı sömürerek ve yaşamı katlederek yüksek kazançlar sağladıkları yatırımlarını korumak isteyen kapitalizmin kamuoyuna görünen çirkin yüzüne yaptığı bir makyajdır. Kapitalizm bu makyajla kimliğini gizleyerek kendisini doğa dostu imajıyla pazarlamaya çalışmaktadır. Sanayi tesislerinin doğayı kirletmesine, fabrikaların yarattığı çevre kirliliğine, siyanürlü altın aramalarına karşı artan çabaları ve termik santrallere direnen anti-militarist ve alternatif  hareketleri kapsayan ekoloji mücadelesinin Türkiye’nin dört bir yanında yükseldiği yıllarda, devlet güdümünde kurulmuş ve milyonları dozerle götüren bir ‘ajan’ Sivil Toplum Kuruluşudur.  Mütevellileri olan kapitalistlere yönelecek muhalefeti öngörerek yaşam savunucularının mücadelesini yıpratmak, yönlendirmek ve etkisizleştirmek için kurulmuş bir Truva Atı’dır. İşi, onların şirketlerinin yaptığı doğa katliamlarını gizleyip kamuoyunun dikkatini sembolik projelere çekmek, halkın direnişini, içine sızarak saptırmak, geciktirmek ya da kırmaya çalışmaktır.

Evet, yazının sonunda zırnık göndermemeye karar verdim!

Attila Tuygan

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

%d blogcu bunu beğendi: