Dolar 12,6816
Euro 14,3379
Altın 729,75
BİST 1.801
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla 19°C
Gök Gürültülü
Muğla
19°C
Gök Gürültülü
Sal 13°C
Çar 11°C
Per 13°C
Cum 14°C

Sesler

A+
A-
14.11.2021

Yeni taşınılan bir eve alışmak zaman alıyor. İlk başta neyi nereye yerleştirmek gerektiğini belirlemek, ardından söz konusu nesnelerin yerlerini ezberlemek gerekiyor.

Örneğin önceki evinizden getirdiğiniz masayı, alışkın olduğunuz yere koyamadığınızda, yeni evin ölçülerine ve kullanım alanının biçimine göre ona yeni bir yer bulmak zorunda kalabiliyorsunuz. Bu en başta alışkanlığınız olan yemek yeme düzeninizi sekteye uğratabiliyor çünkü çorbanızı kaşıklarken karşınızda duvarı değil, belki pencereyi, pencerenin ardındaki bahçeden yükselen ağaçları göremiyorsunuz. Duvar hiç eğlenceli değil, haksız mıyım? O zaman o duvarı biraz şenlendirmek gerekiyor. Bunu en kolay şekilde bir tabloyla başarabiliyorsunuz. Artık limon ağaçlarının yerini çok beğendiğiniz bir ustanın fırçasından doğmuş olan balıkçı tekneleri alıyor ve bu yeni duruma alışmak da sizden biraz zaman istiyor. “Neyse ki” diyorsunuz kendi kendinize, “tablonun içinde de aynı tekneleri izleyen biri var.” O da tıpkı sizin gibi ilk kez görüyormuşçasına şaşkın ve düşünceli biçimde bakıyor teknelere. Onunla bağ kuruyorsunuz. Yalnız olmadığınızı düşünüp seviyorsunuz o yabancıyı. 

Eşyalar yerleşene kadar tımarhaneye benziyor eviniz. Her yerde koliler, nereye sığdıracağınızı bilemediğiniz ıvır zıvır eşyalar ve paketlerken koliler tükendiğinde imdadınıza yetişen büyük boy çöp torbalarıyla dopdolu bir artı bir mini tımarhanenizde her an bir nesneye takılıp düşmemeye dikkat ederek neyin nerede olduğunu anlamaya çalışıyorsunuz. Derken yavaş yavaş taşlar yerine oturmaya, nesneler eve sığmaya ve hatta yakışmaya başlıyor. Son olarak oraya buraya serpiştirilen birkaç tabloyla eviniz gerçek bir eve dönüşüyor. Ne ki alışmak yine de zaman alıyor.

Öncelikle evin sokağına alışmak gerekiyor, komşulara, pazara giden, en yakın eczaneye, marketlere giden yollara odaklanıyorsunuz. Görsel olarak herhangi bir sorun yaşamanız mümkün değil böyle güzel bir mahallede; tüm evler bahçeli ve bahçeler çıtır çıtır çiçeklerle bezenmiş. Ortamı çok güzel buluyorsunuz. “İyi ki de buradayım.” diyen iç sesinizi duyuyorsunuz. Duymadığınız ya da ülke şartlarına göre çok ama çok az duyduğunuz bazı seslerse sizi hiç rahatsız etmiyor. Bu sesler arasında en başta ana yola çok yakın olan evinize mucizevi bir şekilde hiç trafik sesi gelmemesi çok önemli bir ayrıntı. Onun dışında elbette turistik bir yerleşim yeri olmasına karşın asla barların veryansın ettikleri pop, caz, arabesk, taverna, davul-zurna gibi sesler de asla size ulaşmıyor. Oysa çok yakındalar, tüm eğlence mekânları iki üç blok ötenizde ama sesleri yaşadığınız sokağa gelmiyor işte, bu harika!

Elbette her sokağın kendine özgü sesleri olur. Komşuların sabah muhabbetleri, gülmeleri, birbirlerine seslenmeleri illa ki oluyor ama çok uzun sürmüyor ve sokağa da ayrı bir neşe katıyor. Pek çocuk sesi yok ama çocuklar elbette var. Bu çocuklar bir şekilde gürültü yapmadan oynamanın yollarını keşfetmiş olabilirler. Belki de gürültü yapmak için aşağıdaki meydana gidiyorlardır. Orada bir Atatürk heykeli var, onun etrafında paten kaymayı ve bisiklete binmeyi seviyor mahallenin çocukları. 

Yeni bir eve alışmak yine de zaman alıyor. Örneğin banyonun ya da mutfağın yeri size doğru gelmiyor olabilir. En zor olanı da elektrik düğmelerinin yerlerine alışmaktır. O ilk günlerde, eliniz düğmeyi bulana kadar bol bol duvar okşarsınız. Neyse ki karanlıkta bu yaptığınız acayipliği sizden başkası görmez. Bakın, evin elektrik düğmelerine alışmak, eve alışmanın ilk aşamasını tamamladığınız anlamına gelir. İkinci aşama ise düğmeyi bulana kadar adımlarınızı herhangi bir eşyaya çarpmadan atmaya başlamanızla tamamlanır. Ondan sonra üçüncü aşama başlar ki en zor aşılan da bu sonuncusudur: sesler. Her evin kendine özgü bir akustiği olur. Mahallenin, sokağın sesleri bir yere kadar idare eder ama evin kendi sesleri sizi gecenin en karanlık zamanında gelip illa ki uykunuzdan eder. Evin akustik yapısına bağlı olarak kendi sesinizi bile yadırgayabilirsiniz.

Aynı şekilde kapıların, pencerelerin açılıp kapanırken ya da durup dururken çıkarttıkları sesleri, komşulardan gelen sifon, televizyon, telefon sesleri, duvarlardan kulağınıza kadar gelen rüzgârın, yağmurun, belki bahçede koşturan gece avcılarının tıpır tıpır ayak sesleri, ağaçlardan dökülen yaprakların çıtırtılarını duyacaksınız ama en büyük sesi yine de buzdolabı çıkaracaktır, bundan hiç kuşkunuz olmasın. Özellikle de önceki evinizde bulunduğu konumdan biraz daha farklı bir şekilde yerleştirilmişse tanıdık gelmeyen, yepyeni ve bambaşka seslerle şenlendirir tüm gecenizi. Evin seslerine alışmak sıkıntılı bir süreçtir. Kendinizi el âlemin evindeymiş gibi hissedersiniz ve bu his sizi rahatsız eder. Bu sesleri duymazdan gelmek mümkün değildir. Onları müzik sesiyle bastırabilirsiniz ama bu, alışma aşamasını sadece erteler. 

Sürecin tamamlanması uzun ve meşakkatlidir ama buna değer, çünkü bir kez evinizin seslerine alışırsanız, artık o eve yalnızca alışmaz, aynı zamanda benimser, seversiniz. İşte o zaman değmesinler keyfinize. “Evim, güzel evim” diyebilmek ancak bu üç adımdan sonra mümkün olabilir. 

Kısaca toparlamak gerekirse:

  1. Elektrik düğmelerinin yerlerini ezberlemek
  2. En yakın elektrik düğmesine ulaşmaya çalışırken karanlıkta bir yerlere/şeylere çarpıp sakatlanmamak
  3. Evin akustiğine alışmak

Üçüncü adımda herkese kolaylıklar dilerim. 

Zerrin O

ETİKETLER:
YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

%d blogcu bunu beğendi: