Dolar 15,4792
Euro 16,1193
Altın 901,82
BİST 2.419,23
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla 27°C
Parçalı Bulutlu
Muğla
27°C
Parçalı Bulutlu
Paz 28°C
Pts 29°C
Sal 25°C
Çar 23°C
FİLL TEMİZLİK

Zerrin Oktay Yazdı : Olan, biten

A+
A-
13.03.2022

Ekim sonunda kızım ve torunumla birlikte Güvercinlik’ten ayrılıp Turgutreis’e dönüş yaptık. Evin taşınması, temizlik, yerleşme vs derken günler nasıl geçti bilmiyorum.

Kasım’ın ilk haftası da gittiler zaten ve evde yalnız kaldım. İlk bir ay boyunca hayat gayet güzeldi. Turgutreis’i, burada yaşayan dostlarımı ve özellikle de çayına bayıldığım barınağı çok özlemiştim. Her gün düzenli olarak canım çay evine gittim ve orada, eskiden olduğu gibi yine bol çaylı ve bol okumalı günler geçirdim. Güvercinlik’ten farklı olarak Turgutreis’te semt pazarı cumartesi günleri kuruluyor. Pandemiydi, maskeydi bir yana, her şeye rağmen pazar yerinin de keyfini çıkarttım. Orada oğlumun adaşı ve Güvercinlik’te de sergisi olduğundan birkaç yıldır kesintisiz alışveriş yaptığım bir Mehmet oğlum daha var. Kendisinden düzenli olarak peynir ve köy yumurtası alıyorum. Yanına gittiğim zaman gülen yüzünü, beni içten karşılayışını, gözlerindeki sevecen bakışları görünce kendimi çok iyi hissediyorum. Diyebilirim ki pazar yeri evimmiş gibi geliyor. Bir de tam girişteki köşeyi tutan bir abla var. Onun nedense bir türlü adını öğrenme şansım olmadı. Birkaç yıl önce ‘Turp Otu’ adında bir yazımı paylaşmıştım. Bana para üstü öderken yanlış hesap yapmış ve beş lira fazla vermişti. Sonradan fark edip pazar çıkışında parayı kendisine iade etmiştim ve o ne yapacağını şaşırmış, ağlayarak boynuma sarılmıştı. Beni derinden sarsan o sahneyi belki de ömür boyu hatırlayacağım.

İki yıl üst üste uygulanan Pandemi yasakları ülkenin sahil şeridini fazlasıyla etkiledi. Bodrum’da üç yıl önce yaklaşık üç yüz yirmi bin dolayında olan nüfus, yasaklar ve kapatmalarla birlikte bir milyon üç yüz binlere ulaştı. Göz açıp kapayıncaya kadar nüfusun bir milyon dolayında artması öncelikle su sorunuyla karşı karşıya gelmemize neden oldu. Bu nedenle sıkça su kesintilerine maruz kalıyoruz. Bunun dışında internet bağlatmak da sorunlar arasında yerini aldı. Kapasite yetmediği için ne nakil ne de yeni kayıtlarda internet bağlantısı kurulamıyor. Ben internet naklini yapabilmek için aylarca beklemek zorunda olduğumu öğrenince kendime kablosuz bağlantı sistemi olan bir firmadan internet üyeliği yaptırdım. Bunun dışında kiralık ev bulmak da inanılmaz zorlaştı. Aynı zamanda kiralar ve konut satış fiyatları tavan yaptı. Kimse yerinden kıpırdayamaz vaziyette. Tüm bunların içinde en kötüsü ise sağlık sorunu çünkü mevcut hastanelerin kapasitesi yetersiz kaldı. Özel hastanelerinse fiyatları el yakıyor. 

Sağlıklı kalmaya çalışıyoruz ama nereye kadar idare edebiliriz bilmiyorum. Randevu almak neredeyse piyangoda büyük ikramiyeyi yakalamak kadar zorlaştı ne yazık ki. Ben de iki ay önce Biontech aşısı için özel bir hastaneye gittim. İlk gün hiç sorun yaşamadım ama takip eden günlerde sanki bedenim ağırlaştı ve durduk yere üşüme atakları geçirmeye başladım. Ayrıca mütemadiyen uykum geliyordu. İlk haftayı tamamlayamadan yatağa düştüm. Neredeyse tüm zamanımı uyuyarak geçirdiğimi söyleyebilirim. Burada neyse ki çok sevdiğim arkadaşlarım var. Filiz Taylor ve Nur Elmas beni sıkça ziyaret edip gözetim altında tuttular. Ayrıca her gelişlerinde güzel yemekler getirdiler. Onlara kocaman bir teşekkür borçluyum. 

Zamanla kendimi toparladım diyebilirim ama tam iyileşmek üzereyken üst kattaki komşumun testi pozitif çıkmış. Eksik olmasın, o da bana evinde pişirdiği yemeklerden getirdi hastalığım devam ederken. Kendisiyle en son ne zaman görüşmüştük, görüştüğümüzde güvenlik mesafesinde mi kalmıştık, hiçbir fikrim yok ama bana telefonla bu haberi verdiği günden sonra hızla tekrar hastalandığımı söyleyebilirim. Yine yakamı bırakmayan uyku durumları, yine üşüme atakları geçirmeye başladım ve bu kez çok sevdiğim kahveden de uzaklaştım, çaydan da. Yalnızca su içebiliyordum. İlk birkaç gün boş yere evham yaptığımı düşündüm ama sonradan durumumun kuruntudan ibaret olmadığını anladım. Yattığım yerde kalbimin sesini duyuyordum. Daha önceleri çok yorgun olduğumda boynumdaki atardamardan gelen nabız sesini duyduğum olmuştu ama kalbimi ilk kez çıplak kulakla duyuyordum. Sekiz dokuzluk aksak ritimle attığını o zaman fark ettim. Kendi kendime doktorluk taslamak istemem ama zannedersem bunun nedeni ritim bozukluğu olabilir. Eğer günün birinde randevu almayı başarırsam gidip muayene olacağım. 

Sağlık sorunlarımla kimseyi sıkmak istemem ama bunu daha kısa anlatmanın yolunu bulamıyorum. Özetlemem gerekirse, ben kronik solunum yetmezliği çeken biri olarak fazladan bu gibi hastalıklara tahammül edebileceğimi zannetmiyorum. İlerleyen günlerde iki kez sanki kalbime bıçak saplanmış gibi şiddetli ağrılarım oldu ve tüm kaburgalarım kırılmış gibi sancılar içinde kıvrandım. 112’yi aradım sonunda. Hemen gelip alabileceklerini söylediler. Hastanede Korona testi yapılacakmış, pozitifse yatırılırmışım ama negatifse beni tekrar eve geri getirmezlermiş, kendi imkânlarımla dönecekmişim. O noktada ikileme düştüm, Korona değilsem eve nasıl dönecektim? Telefonu yakınımda tutmamı, daha da kötüleşirsem aramamı söylediler. Demek ki yeterince hasta değilmişim. Yeni sağlık düzeni böyle işliyor olmalı. Neyse ki iyileşmek için doktordan daha etkili biri yetişti imdadıma: Nesrin Arıkan!

Canım arkadaşımı kapıda gördüğüm anda iyileşme sürecim başlamıştı aslında ama benim bunun ayırtına varmam iki üç günümü aldı. Buna karşın, İzmir’den kalkıp geldiğine göre ne yapıp etmeli, beni bir şekilde doktora götürmeliydi. Bunun için gelmişti kışın orta yerinde. Kendisine 112 ile yaptığım görüşmeyi anlattım. Randevu almak için hemen telefona sarıldı ve evime nispeten daha yakın sayılan Bodrum Devlet Hastanesi’nden randevu almayı başaramadı. En yakın muayene randevusu ayın yirmi üçündeymiş ama o tarihi sistem kabul etmiyormuş. Buna şaşırmadım elbette, son zamanlarda insanlar hep bu durumdan dert yanıyor. Sonra bana Milas’taki hastaneden randevu almayı başardı. Sorun şu ki Turgutreis ile Milas’ın arası neredeyse Avcılar’la Pendik arası kadar var. Gidiş yolu için dört aktarma yapmak gerekiyor ve tek günde poliklinik muayenesi sonuç vermez; test sonuçları için tekrar gitmek şarttır. Yani taksi ile gitsek özel hastaneye gitmiş kadar olacaktık ve ben dört aktarma yapabilecek durumda değildim.

Nesrin’inse pes etmeye hiç niyeti yoktu. Oysa ben iyileşmeye başlamıştım. Sancıların arası giderek uzuyordu ve sürekli uyku hallerinden kurtulmuştum. Yine gün içinde uykum geliyordu ama önceki gibi değildim. “Bu koşullar altında sağlık hizmeti alabilmenin tek yolu ambulans çağırmak” diyor, başka bir şey demiyordu. Ambulans geldiğinde durumum daha da kötüleşmiş gibi rol yapmaktan başka seçeneğim olmayacaktı. Oysa ben rol yapmakta hiç de iyi sayılmam. Konuşmayı kendisine bırakacak ve arada sırada “Ahh, aaahhh!” diye inleyecekmişim. “Ya gerektiği gibi inleyemezsem, ya rol yaptığımı anlarlarsa, ya seninle göz göze gelirsek?” Tüm bu soruların bir anlamı vardı: korkuyordum. Nesrin’le göz göze gelirsem gülmeye başlayacağımdan o kadar emindim ki düşündükçe o sahne gözümde büyüyordu. Bütün gün kara kara düşündük. Ambulansı kandırmakla bitmiyordu iş, bunun bir de acildeki doktorları hasta olduğuma ikna etme aşaması vardı. Yalanım yok, bir anda kendimi sahtekâr gibi hissetmeye başladım. Ne diyebilirim, banka soymak için plan yapıyor olsak, bu kadar kötü hissetmezdim belki de.

Memleketten manzaralar diyelim ve ağlanacak halimize gülelim en iyisi. İki gün sonra ambulansı yine de çağırdı Nesrin. İçeriye bir doktor (sanırım pratisyen) ve bir hemşire girdi. Doktor beni muayene etti. “Ahhh!” diye inlemedim. Aslında heyecandan elim ayağım tutmuyordu ve rol yapacak halim yoktu. Doktor acillik bir durumum olmadığına karar verdi. “İyileşiyorum zaten kendi kendime.” dedim içimden. Üşütmüşüm, öyle dedi bana. O yaşadıklarım basit bir üşütme ise hayatımda ilk kez başıma geliyor olmalı, daha önceki deneyimlerim tamamen yalanmış demek ki. Geldikleri gibi sessizce gittiler. Bu meseleyi de böylece halletmiş olduk.

Dün Nesrin’imi yolcu ettim. Bu sabah uyandığımda ona seslenmek üzereyken yakaladım kendimi. Gittiğini unutmuş olmalıyım. Yanımda kaldığı günler boyunca pişirdiği yemeklerle mi, içirdiği tuhaf bitki çaylarıyla mı yoksa salt varlığıyla mı bilmiyorum, bir şekilde beni tamamen iyileştirdi. Filiz, Nur, üst kat komşum Seval ve Nesrin: her biri birer anne oldular bana. Haklarını nasıl öderim bilmiyorum. Hayat dostlarla güzeldir.

Zerrin Oktay

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

%d blogcu bunu beğendi: