Zerrin Oktay Yazdı : Evleniyoruz!

Üç kafadar müzik piyasasına girmeye karar vermiştik. Birimizin birikmiş biraz parası vardı, bir diğer arkadaşımız bilmem kaçıncı el arabasını sattı, ben de maaşımın üstüne eklediğim, o ayki ikramiye paramı bu işe yatırdım.

Müzik CD’leri satacak olduğumuz dükkânımızın açılışı için tanıtım amaçlı bir kokteyl verecektik. Tüm hazırlıkları tamamlamıştık. Davetiyeleri bastırmak dışında işimiz kalmamıştı. Ancak elimizi çabuk tutmamız gerekiyordu çünkü açılış günü yaklaşmaktaydı. Hemen bir matbaa ile görüşmek zorundaydık. Dükkânın boyanması ve vitrin camlarının silinmesi işlerinden kaytarmış olduğumdan, bu işi bari ben üstleneyim dedim.

Açılışa Dokuz Gün Kala

Tezgâhın üstünde birkaç gazete diziliydi. En üstte katlanmış duran gazetenin ilan sayfası açıktı. Telefon numarasını çevirirken gözüme ilişen ilanı kolayca görebilmek için parmağımı üzerinde tutuyordum.

“ Alo, Günseli Matbaacılık mı?”

“…”

“Tamam, bekliyorum.”

Çevirdiğim numara doğruydu. Arkama yaslanarak yetkili kişiye bağlanmayı beklerken çekmeceden, yanımda getirdiğim davetiye örneğini çıkarttım.

“Alo, beyefendi, bizim müzik mağazasının açılış davetiyelerini bastırmamız gerekiyor da. Vakit de çok azaldı, yetişir mi dersiniz?”

“…”

“Tamamdır siz çırağı gönderin, ben de elimdeki örneği verir, bir güzel tarif ederim. Teşekkürler, bekliyorum, iyi günler.”

Yerlerin bir kat daha paspaslanması gerekiyordu. Arkadaşlarım hemen kolları sıvayıp işe giriştiler. Benimse işim belliydi: çırağı beklemek. Boyama ve temizlik işlerinden kaytardığıma göre bu işi gerçekten de dört dörtlük halletmem şart olmuştu. Arkadaşlardan birinin hiç de hoş olmayan bakışlarıyla karşılaşıyordum arada bir. Neyse ki yaklaşık yarım saatlik bekleyişten sonra çırak çıkageldi. Hemen örnek davetiyeyi uzattım ve anlatmaya koyuldum.

“İşimiz son derece acele olduğu için kolay bir davetiye türü seçtim. Beyaz karton üzerine siyah yazı olacak.”

Boş gözlerle bakan çırağı inceledim. Pek anlamış gibi görünmedi bana ama neyse. Bunun üzerine ona anlattıklarımı bir de örnek davetiyenin üstüne not ettim. Bir yandan da çırağa yeni baştan anlattım.

“Şimdi bu örnek davetiyeyi görüyorsun, değil mi?”

Çırak evet anlamında başını salladı. Anlatmaya devam ettim.

“Yukarıda ‘Evleniyoruz’ yazısı var ya, o çıkacak, yerine işyerimizin logosu yerleşecek.”

Hemen çekmeceye davrandım ve logo örneğini de çırağın eline tutuşturdum. Anlatmaya devam ettim.

”Şimdi bak, ‘bu en mutlu günümüzde sizleri de aramızda görmekten onur duyarız’ diye yazıyor ya, burada ‘bu en mutlu günümüzde’ kısmı çıkarılacak, yerine ‘açılışımızda’ kelimesi gelecek. Bak, üstünü karaladım zaten. Buraya kadar tamam mı?” 

Çırak yine başını salladı. Anlatmaya devam ettim. 

“Anne adı, baba adı falan hepsi gidiyor. Çıkarılacak, tamam mı?”

Çırak başını salladı. Uzanıp bir kâğıda açılış tarihini ve dükkânın adresini yazıp verdim. Sonra anlatmaya devam ettim.

“Tarih ve adres kalkacak, yerlerine bu kâğıttaki bilgiler girecek, tamam mı?”

Çırak başını salladı ve gitti. Bu işi yüzüme gözüme bulaştıracak olursam ne olur sorusuna yanıt olarak gözümde sürekli kötü bakan arkadaşın tehditkâr bakışları beliriyordu. Ortaklıktan atılmaya hiç niyetim yoktu. Bu işe hem maaşımı hem de ikramiyemi yatırmıştım. Tüm ayı makarna yiyerek geçirecektim. Onca sıkıntıyı göze aldıktan sonra sırf biraz tembellik ettim diye ortaklıktan atılmak istemiyordum.

Açılışa Yedi Gün Kala

Çırak, elinde bir koliyle geldi sonunda. O sırada işgüzarlığım tutmuş, jiletle vitrin camının artık silikonlarını kazımaktaydım. Hemen işi bırakıp koliyi açtım ve davetiyelerden birini çıkarıp kontrol ettim. Manzara evlere şenlikti! Dehşete kapılmış bir halde telefona sarıldım.

“Alo, bana Mustafa Bey’i bağlayın lütfen!”

“…”

“Alo, Mustafa Bey’ciğim, davetiyeler şimdi geldi ama olmamış ki bunlar, ne yapacağız şimdi?”

Sinirden ellerim titriyordu ama çırağa belli etmemeye çalışıyordum. Buna karşın hayal kırıklığını hiç de gizlemeyen bir sesle durumu Mustafa Bey denen kişiye açıklamaya çalıştım.

“Dükkânın logosunu ‘Evleniyoruz’ yazısının altına eklemişsiniz!”

“…”

“Hayır, ben onu kalemle karalamıştım, hem ayrıca sizin çırağa da izah ettim.”

“…”

“Bir dakika, bir dakika. Hepsi bu kadar değil. Metin de olmamış Mustafa Bey’ciğim. ‘Bu en mutlu açılış günümüzde’ diye başlıyor. Ama ben ‘Bu en mutlu’ kelimelerini de karalamıştım. Lütfen bunu çok acele düzeltin çünkü hiç vakit kalmadı.”

“…”

“Tamam, görüşmek üzere.”

Telefonu kapattım. Elimdeki davetiyede ‘evleniyoruz’ yazısını tekrar iyice karaladım ve altına not düştüm: ‘Bu bir nikâh davetiyesi değil!’ Çırakla koliyi geri gönderdim. Neyse ki bu olayı ortaklarım yokken atlatmıştım. Çırağın gelmesinden birkaç dakika önce biri toptancıya, diğeri de köşedeki büfeye, tost yaptırmaya gitmişti. İçim rahat, jilete davranıp kaldığım yerden silikon temizleme işine devam ettim.

Açılışa Beş Gün Kala

Çırak elinde koliyle geldi. Matbaacının işi doğru yapacağından bir türlü emin olamadığım için işi garantiye almak adına hoşuma gitmeyen işlere de yardım ediyordum artık. Örneğin, çırak geldiğinde tam da yerleri paspaslıyordum. İşimi bırakıp hemen koliyi açtım. Kötü bakan ortak duvarlara yapıştıracağımız müzik afişlerini düzenliyordu. Diğer arkadaşım da arkada kaçak kayıt işlerine başlamıştı. Doğrusu, çırağı görecek durumda değildi. Koliyi görür görmez hemen atıldım. Doğal olarak davetiyeleri hemen inceleme gereği duymuştum. İlk çıkan numune biraz içimi ferahlatır gibi oldu ama o da ne! ‘Evleniyoruz’ yazısı yok edilmişti ancak onun yerine kocaman harflerle ‘Bu bir nikâh davetiyesi değil!’ diye yazılmıştı. Çırak ya da Mustafa Bey, belki de ikisi birden benimle alay ediyor olmalıydılar. Gazeteye ilan vermeyi akıl edecek kadar kafası çalışan biri asla bu tür hatalar yapamazdı. Ne yapacağımı, ne diyeceğimi şaşırdım.

Dükkânın içinde yukarı aşağı volta atmaya başladım. Kötü bakan ortak posterleri bırakmış, beni izliyordu alenen. Telefonun karşısına geçip birkaç saniye öylece dikildim ama yine de ortak sesini çıkaramadan hemen numarayı çevirmeye koyuldum ve Mustafa Bey’i aradım.

“Alo, Mustafa Bey lütfen.”

“…”

“Ne toplantısı, iki dakika telefona bakamaz mı yani?”

“…”

“Dünya Matbaacılar Konfederasyonu mu?”

Anlaşıldı, Mustafa Bey telefona çıkmak istemiyordu. Bu durumda işi çırakla halletmek zorundaydım. Bir bardak su içtim. Sakinleştim ve davetiyeyi tekrar elime aldım.

Bir yandan düzeltmeleri yaparken, bir yandan kötü bakan ortağın mırıldanmalarını duymamaya çalışıyordum. Tüm dikkatimi çırağa verdim ve Türkçe – Tarzanca karışımı bir dille tekrar anlatmaya koyuldum. Öncelikle, ‘Bu bir nikâh davetiyesi değil!’ yazısını karalayarak yok ettim. ‘Bu en mutlu’ kısmını da yine karalayarak cümleden çıkarttım. Çırağı tekrar geri yollamadan önce davetiyenin altına hiç de dostça olmayan bir not düştüm. Artık daha fazla kibarlık edecek halim kalmamıştı. Kötü bakan ortağın nefesi ensemdeydi ne de olsa.

Açılışa İki Gün Kala

Çırak elinde koliyle geldiğinde kulağımda kulaklık, müzik dinliyordum. Sonuçta satacağımız ürünleri tanımam gerekiyordu, dolayısıyla bu da bir iş sayılırdı. Koliyi tezgâha bırakması için başımla işaret ettim. Çocuk boş gözlerle bana bakarken ben de arkama yaslandım. Kötü bakan ortak arkamdan ileri geri konuşmuş olacak ki, artık diğeri de kötü bakıyordu. Dananın kuyruğunun kopacağı ana gelip varmıştım anlaşılan. Ne olacaksa olsun dedim içimden ve kendime verdiğim cesaretle çırağa seslendim.

“Koliyi açıp bana bir tanesini okur musun?”

Çırak dikkatle açtığı koliden bir davetiye çıkarttı ve gördüğü her şeyi okumaya başladı.

“Logo var en üstte.”

Bana göz attı ve okumaya devam etti.

“Açılış günümüzde sizleri de aramızda görmekten onur duyarız.”

Hemen metnin altında adres, telefon numarası ve açılış tarihi verilmişti. Bilgilerin altına da o talihsiz not eklenmişti.

Not: Bu kadarcık şeyi anlamadıysanız, asabımı bozmayın ve bir zahmet arayın!

Çırak gitti. Onca davetiyeden o notu karalayıp çıkartmaya zamanımız kalmamıştı. Hem zaten ortaklar da durumu anlamış, hakkımda hükümlerini vermişlerdi. Çaresiz,  davetiyeleri son haliyle dağıtmak zorunda kaldılar.

Ortaklıktan atıldım ve makarna yiyerek berbat bir ay geçirdim ama intikamım acı oldu: açılış kokteyline gitmedim! 

Zerrin Oktay

Loading...