Zerrin Oktay Yazdı : Misket

Dün bir ‘Misket’ öyküsüne düştü yolum. Benim de kendi çocukluğum aklıma geldi diyeceğim ancak anımsadığım pek de uzak bir geçmiş sayılmaz. Nicelerimiz gibi benim de erkek çocuklarının şu ünlü misket oyunları içime dert olmuştu.

Gerçi ben gidip bakkala tüm harçlığımı yatırmış ve kendi misket sermayemi oluşturmuştum. Sokakta biz kızları oyunlarına almazlarsa almasınlar, ben de evde kendi kendime oynuyordum. Ancak sonuçta bu bir grup oyunu, tek başına tadı olmuyor. Kısa sürede vazgeçtim oynamaktan. Misketlerimi de kuzenlerden biri ‘ödünç’ aldı ve sonra bir daha geri vermedi. 

Yıllar sonra ben artık büyümüş, kazık kadar olmuştum. Erkek arkadaşımın ağabeyi bizi evine davet etti. Ferit ağabey başka arkadaşlarını da davet etmiş o gün. Kendisi gibi müzik dünyasının dinozorlarından basçı Ali ağabey, baterist Kemal ağabey ve onun bir arkadaşı. Ali ağabey basgitarıyla neredeyse her parçanın solosunu tek başına çalabiliyordu. İnanılmaz bir yetenekti. Bunun dışında Greenpeace’in Türkiye’deki öncü ve yetkililerindendi. Her zaman dirsekleri deri yamalı ceket ve fitilli kadife pantolon giyerdi. Kemal ağabey de vaktiyle Woodstock konserlerinden birinde Led Zeppelin’in arkasında iki saat kadar bateri çalmış. Tanıştığı herkese bu anısını anlatırdı. Bateristin eli incinmiş ya da onun gibi bir şey olmuş, yerine o çalmış. Ferit ağabeyin anlatacak önemli bir anısı ya da Greenpeace tarzı herhangi bir girişimi yoktu ancak onun da gitarı ülke çapında ün yapmıştı. Çok sayıda Türk filminde rol almış olan çift saplı ve 12 telli elektrogitarının ünü ona yetiyordu. Bu üçlü dinozorlardan müzik dinlemeye bayılıyordum ancak o gün Kemal ağabeyin yanında getirdiği arkadaşı ilgiye doyamadığından müzikten çok muhabbete yer verildi ve benim de bir zaman sonra muhabbetlerinden canım sıkılmaya başladı. 

Bir bahane uydurup kendimi mutfağa attım. Ferit ağabeyin evi bahçe katıydı ve evin arkasında çok büyük bir bahçesi vardı. Misket oyunu zaman içinde teknolojiye yenik düştü ve bilgisayar oyunları yüzünden pabucu dama atıldı ancak anlattığım dönemde hâlâ oynayan çocuklara rastlamak mümkündü. Bahçeyle hemzemin balkona çıkıp çocukları izledim. Caddede değil de arka bahçede, tehlikelerden uzak biçimde ne de güzel oynuyorlardı. Sonra dikkatimi çekti, hâlâ içlerinde tek bir kız çocuğu bulunmuyordu. Demek ki o gelenek yıllarca devam etmiş. Oysa kızlar da misket oynamayı sever. Şu erkekler bunu ne zaman anlayacak?  Tekrar ediyorum: Kızlar da misket sever!

Nasıl olduysa balkonun duvarından atladığım gibi kendimi çocukların yanında buldum. Aslında tek bir misket isteyecektim. Ne yapacaktım o misketle ben de bilmiyorum ama sanırım onu saklayacaktım, çocukluk hatırası yerine koyacaktım.  Çocuklar hiç de oralı olmadılar. Kimse misketlerinden birini feda etmeye yanaşmadı. İçlerinden biri küçümseyen bir ses tonuyla “Abla sen bu oyunu biliyor musun ki?” diye sordu. Yok bilmiyorum! “Bana bir tane ödünç ver, kazanırsam misketini geri veririm, kaybedersem yenisini alman için para veririm” dedim. Anlaşıverdik. Cebindeki misketleri iyice inceledi ve bana en yıpranmış, en acınası durumda olan misketini verdi. Aklınca kaybedeceğimden emindi ve alacağı yeni misketin hevesine kapılmıştı. Kurulan oyunun adı ‘Baş’tı. Bu oyunda belli bir mesafeye misketler yan yana diziliyor ve en baştaki misketi vurmayı başaran tümünü alıyordu. Herkes kendi payına bir misket yerleştirmek zorundaydı. Menzilde tam dokuz misket sıralanmış bekliyordu. Açıkçası ben de kaybedeceğimden en az o çocuk kadar emindim ama belli etmiyordum. Tüm dikkatimi baştaki miskete verdim ve vuruşumu yaptım. İlk başta gözlerime inanamadım. Onu öyle bir vurmuştum ki yarım metre yukarıya zıpladı. Tam isabet! Gidip yerdeki misketleri topladım. Elimdeki yıpranmış misketi de o çokbilmiş çocuğa iade ettim. Bu oyunun bir kuralı daha vardı. Başı kim vurursa sonraki turda da ilk atış hakkı onun olurdu. Bir tur, iki tur, üç tur derken çocukların ne kadar misketi varsa hepsini ceplerime doldurdum. 

En sonunda o çokbilmiş çocuk söylenmeye başladı “Tamam abla, oyunu biliyormuşsun. Eh, daha sıkılmadın mı oynamaktan? Şu misketleri geri ver de biraz da biz oynayalım.” Ceplerimde iki avuç dolusu misket vardı. Onları başta geri vermeyi ben de düşünüyordum aslında. Ne yapacaktım ki onca misketi? Ancak avucumun içinde öyle güzel göründüler ki bana. Sanki misket değil de dünyanın en değerli kristallerini tutuyormuşum gibi bir hisse kapıldım. Üstelik hepsini de bileğimin hakkıyla kazanmıştım. Geri vermekten vazgeçtim. Şu erkekler, işlerine gelmeyince ne de güzel mızıkçılık ediyor! Önce söylenmeye sonra da ağlamaya başladılar. Öyle yüksek sesle ağladılar ki Ferit ağabey, erkek arkadaşım, Kemal ağabey hepsi birden balkona koştu. Kemal ağabey hepimizin büyüğüydü. O nedenle olaya müdahale hakkı gördü kendinde. Duvarı aşıp bahçeye, yanımıza geldi ve çocuklarla konuşmaya başladı. Bir yandan göz ucuyla bana bakıyordu. “Ne yaptın?” diyen bakışlarını hiç unutmam. Çocuklar da boş durmayıp hemen beni şikâyete koyuldular. Kemal ağabey durumu anlayınca gülmeye başladı. “Tamamdır çocuklar, siz hiç merak etmeyin, ablanız şaka yapmış belli ki.” Bir yandan da bana gözlerini patlatıp “Ver şu misketleri” diyordu. Vereceğimden o kadar emindi ki elini çoktan uzatmış, bekliyordu. Onun bu davranışı bende tepki yarattı.  “Vermem, ben onları bileğimin hakkıyla kazandım” dediğimde şaşkınlıktan ne yapacağını bilemedi. 

Çaresizce dönüp erkek arkadaşıma baktı. Göz ucuyla beni gösterip “Ne iş?” diye sorduğunun farkındaydım. Erkek arkadaşım gülerek “Vermem dedi, vermeyecektir” yanıtında geç kalmadı. O beni iyi tanıyordu. Çocuklar Kemal ağabeyden ümidi kesince tekrar ağlamaya başladı. Sonuç olarak Kemal ağabey cebinde ne kadar bozukluk varsa onlara verip “Haydi siz gidin kendinize yeni misketler alın” dedi. Üstüne vazife olmayan konulara burnunu bir kez sokunca, sonuçlarına da katlanacaktı elbette. Öyle oldu. O günden sonra Kemal ağabeyin bana arada tuhaf bakışlar attığını belirtmeme gerek yok sanırım. Deliliğim o olayla tescillenmiş oldu ve o deli kadın daha sonra gelin olup yıllarca o dinozorların başına dert açmaya devam etti. 

 

Zerrin Oktay

 

Loading...