Bodrum Muğla Haberleri

EBRU SANATINI CAM VE TUVAL ÜZERİNE UYGULADI ADINI ‘’RENG-İ SU’’ KOYDU.

Yüksel Ünver

EBRU SANATINI CAM VE TUVAL ÜZERİNE UYGULADI ADINI ‘’RENG-İ SU’’ KOYDU.

Yüksel Ünver/Röportaj –1994 yılında cam üzerine ebru yapmak için Paşabahçe’den teklif alan Burhan Ersan.1997’ye kadar Paşabahçe’de çalıştı. Cam ile çalışırken ebru sanatını cam ve tuval üzerine yapabilmek için yeni bir teknik geliştirdi ve bu teknikle yaptığı eserlere ‘’Reng-i Su’’ adını verdi.

 

Yurtdışında Paris,Almanya(Münih), Şam ve Tiflis’te de sergiler açtı. 2005 yılında İstanbul’daki atölyede, insanların bu tekniği kullanarak kendi yorumlarını tuval üzerine aktarmalarını sağlamak için Rengi-su tekniğini öğreterek eğitim vermeye başladı.Şu an bu tekniği öğrettiği ve bu tekniği kullanarak kendi sergilerini açan yurtiçinden ve yurt dışından öğrencileri var.Şimdiye kadar 20’ye yakın kişisel sergi açtı. Yurtdışında da eğitimler veren Burhan Ersan Bodrum’da yaşıyor.

Burhan Ersan’la yaptığımız söyleşi resim sanatını aydınlatır nitelikte…..

Ebru sanatının “Gizemli Tarihi” hakkında bilinen ve tekrar edilmekten yıpranmışlık hakkında söylenecek pek söz yok gibi. Ancak kısaca bu gizemli tarih onun sandığımızdan çok daha eskilere, büyü- sanat ilişkisinin en yoğun yaşandığı zamanlara kadar gittiğini kanıtlıyor. “Radlov’un Anav (Anow) kazılarında bulduğu eşyalar arasında ki, ebrunun ilk örneklerinden gösterilen ebrulanmış keçelerin tarihi, İ.Ö. 500 yıllarına kadar geri götürülebilmektedir. Bu kazılarda bulunan eşyalar ve özellikle ebrular 2000’li yıllara kadar halen sergilenmemişti. (Petersburg’da Ermitaş müzesi depolarında bulunmaktadır)

Burhan Bey, bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

 

 

 

 

 

 

Kara Harp okulunu bitirdim subaydım.İşletme Mezunuyum.Disiplinli bir eğitim aldım.Sanat da bir disiplin işi..Türkiye’de tek başına kendi tarzını yaratmak ve sanatını devam ettirmek disiplinli olmadığın sürece oldukça zor.Askeriyede okumuş olmanın bana kattığı en iyi şey disiplinli olmaktır. Çocukken resimle hiç ilgim yoktu. Resim yapamadığım için de ilkokula giderken resimlerimi babam yapardı. Aslında resim yapamamamın nedeni tam da bu sebeptendi. Çocuklar ilk denemlerinde yapamayabilirler. Ebeveynler, aslında çocuklarının yapması gereken sorumlulukları yerine getirmeye çalıştığında, bu çocuğun kendine güvenini sarsıyor. Aslında kendisinin yapabileceği bir şeyi, yapamayacağı algısı oluşmasına sebep oluyor. Ebeveynler çocuklarını daha iyisini yapabilmeleri için cesaretlendirmeli. O dönem resim yapamazdım fakat 6-7 yaşlarındayken resim sergilerine kaçar orada resimlere bakardım. Resmi sevmeme rağmen resim yapmıyordum.Kendime olan güvenim kırılmıştı.Türkiye’deki eğitim sistemi de güzel sanatlar konusunda yeterli değildi ve tüm bu olanlar bende o yaşlarda ‘resim yapamam’ algısının oluşmasına sebep olmuştu. Özgürleşemedim..

Sonra ne oldu da resim yapmaya ilgi duymaya başladınız?

Atina’dan döndükten sonra, Bodrum’a geldim.O dönem bir antika dükkanı ile ortaklığımız oldu.Sonra o dükkanı kapattık.Daha sonra 1989-1994 yılları arasında Gümüşlük’te inzivaya çekildim. Hayatla kurduğum diyalog bambaşka bir noktaya taşındı ve o dönem resim yapmaya karar verdim. İlk eserlerimi cam üzerine yaptım. İlk başladığım zamanlar, yeni yıl için kartpostallar yaptım.Kendimi bir ressam gibi görmüyordum fakat ilgim gelişmişti.1994 yılında cam üzerine ebru yapmak için Paşabahçe’den teklif geldi.1997’ye kadar orada çalıştım. O dönem ebru sanatını cam üzerinde yapabilmek için yeni bir teknik geliştirdim ve bu teknikle yaptığım eserlere Rengi-Su adını verdim. 1997’de İzmir de atölye açtım. Sonra Bodrum’a geldim ve otellerin düzenlemiş olduğu etkinliklerde eserlerimi sattım. 2000 yılında kendime ait bir görsellik yaratmaya başladım. Soyut bir dil geliştiğinin farkına vardım. Tuval üzerinde ve daha büyük ebatlarda çalışmalarımı ilerletince, sergi açmaya karar verdim. 2005 yılına kadar sergi açmaya devam ettim.Yurtdışında Paris,Almanya(Münih), Şam ve Tiflis’te de sergiler açtım. 2005 yılında İstanbul’daki atölyede, insanların bu tekniği kullanarak kendi yorumlarını tuval üzerine aktarmalarını sağlamak için Rengi-su tekniğini insanlara öğreterek eğitim vermeye başladım.Şu an bu tekniği öğrettiğim ve kendi sergilerini açan yurtiçinden ve yurt dışından öğrencilerim var.Şimdiye kadar 20’ye yakın kişisel sergim oldu. Karma sergilerin sayısını ben bile bilmiyorum,oldukça fazla… Yurtdışında da eğitimler verdim.Sonrasında tekrar Gümüşlük’e geldim ve şu anda Bodrum’dayım.

Okuyuculara sanatla ilgili nasıl bir tavsiyede bulunmak istersiniz?

Sanat öyle bir şey ki seni alıp hayatını değiştirebiliyor.İnsanların sanattan uzaklaşması,onların hayatındaki değişimlerini ve hayatla kurdukları bağı azaltıyor.Herkes sanatla bir biçimde ilgilenmeli, sanat icra edemeyeceğini düşünüyorsa bile en azından izleyici anlamında izlemeli. Onlara sunulan sanattan ziyade, araştırmacı da olmalılar, biraz emek vermeliler sanatı anlayabilmek için. İnsanlar keşke vakit ayırıp boş zamanlarında denemeler yapsalar ve okusalar..Sanat yaşamla insanın arasındaki bağı güçlendirir.Sanat insanın kendini geliştirmesinin en temel yöntemidir.

Geliştirmiş olduğunuz tekniği kimlerin öğrenmesini tavsiye edersiniz?

Reng-i su tekniği herkesin öğrenmesini tavsiye ederim. Türkiye’de ‘ben resim yapamam , çöp adam dahi çizemem’ diyen bir çok insan var.Bu teknik insanların resim konusunda kendine güvenlerini geliştirip, kendilerini resimle ifade edebileceği bir yöntemdir. Mutlaka bir yere taşır insanı.Sanatçı olmak zorunda değiller. Sanatla iletişim halinde olmak yeterlidir. Sanatçı olmak başka birşeydir. Hayatın getireceği birşeydir o. Önemli olan zamanını üreterek, ürettiğinden zevk alarak ve kendi içindekileri keşfederek geçirmektir.

Bodrum’da atölye açmaya nasıl karar verdiniz?

Önce Gümüşlük’e geldim ve orada 2 yıl kaldım.O ara biraz inziva gibi oldu.Resimle iletişim kuramadım. Daha sonra bir arkadaşımla birlikte, Halikarnas Mozolesi’nin olduğu sokağı , sanat sokağı haline getirmeyi düşledik.Sonra arkadaşım gitti, ben kaldım.Bodrum halkıyla ve sanatçılarla iletişim kurmak açısından bu sokağa bir atölye açma fikri iyi oldu.

Geleneksel ebru sanatıyla,reng-i su nun arasındaki farkı bize nasıl ifade edersiniz?

Ebru’yu tuvale ve cama taşıyarak soyut bir resim algısı geliştirdim.Şu an benim yapmış olduğum resimler soyut resimlerdir,soyutlama değil.Geleneksel ebru sanatında temel hedef kağıdı süslemektir. Bu bir dekoratif anlayıştır, bir süsleme sanatıdır.Geleneksel ebru sanatı ortaçağ sanatıdır.Ortaçağdaki tüm sanatlar gibi dekoratif ve simetriye dayanan bir sanattır.Ben reng-i su sanatını keşfederek, bu sanatın, soyutizmle geleneksel ebru sanatının arasında bir yer edinmesini sağladım. Reng-i su ismini ,su üzerinde geliştirdiğim bir teknik olduğu için koydum. Ebru tekniğinin de esinleri var içinde. Ebru sanatı ilk şamanlar tarafından uygulanmaya başlanmış. Bu teknik, islami gelenekte de kullanılmıştır fakat özü şamanlardan gelir.Şamanların bu tekniği kullanmaktaki amacı doğadaki mistik halleri açığa çıkarmaktır.Sonradan bunu bir adım öteye taşıyıp kağıt üzerine aktarmışlar ve kağıt süsleme tekniği olarak kalmıştır.

Yaptığınız resimleri hangi kitlelere hitap eder?

Yapmış olduğum resimler toplumdaki tüm kesimlere hitap eder.Benim sergilerime toplumun her kesiminden insan gelebilir. Özellikle İstanbul’da oldukça kalabalıktır, çok izleyci olur.Renk skalası oldukça geniştir.

Ebru tekniği ile yapılan resimlerde ülkemizde dini bir algı var mı ?

Ebruya ve bir takım geleneksel sanatlara mistik bir anlam yükleyen kimseler var fakat bu kitlenin böyle olması Türkiye’nin koşullarından kaynaklı, Türkiye çok hızlı ikiye bölünebiliniyor. Gelenek özdür.Geleneğin biçimi sürekli değişir.Geleneğin biçimini değiştirmezsen o gelenek çürüyüp gider.

Sanatta da, toplumun diğer alanlarında da, modern bir Türkiye tarifi yaparken de geleneği yok sayamayacağımız bir gerçek.Yapmış olduğunuz cam çalışmalarda ebru tekniğini nasıl kullandınız biraz bahseder misiniz?

Burada ki hedef ebru mantığını değiştirmek içindir. Ebru sanatı normal şartlarda suda yapılırken, ben geliştirdiğim teknik ile ebru sanatını dönüştürüp camın içinde yaptım. Ciddi bir teknik prosedür uyguladım.Yaptığım şey aslında ebru değil, burada başka bir görsel mantık var. Ebru dediğimizde insanlar suda yapılan bir desen gibi düşünüyorlar, aslında ebru bir görsel mantık.Ben bu görselliği alıp, başka bir madde ile dönüştürdüm.Suyun etkileri üzerinden bir gönderme yapmak, farklı bir dil yaratmak istedim. Eğer soyut bir şey yapacaksanız, bilinen tekniklerin dışında bir teknik kullanmak zorundasınız çünkü el kullanımı akıl ile ilişkilidir.Soyut bir düşünce, soyut bir yapı akıl ile ilgili değildir. Fakat soyutlama akılla ilgilidir.Soyut, geleneksel aklın dışında bir yerde olmalıdır.Bilinen alışkanlıkların dışında yepyeni teknikler geliştirerek soyut işler yapmayı başarabilirsek saf aklımızı da kullanmayı başarabiliriz.Soyut işler yapmanın kurallarından biri de budur.Bunu yapamıyorsak hep soyutlama yaparız. Türkiye’deki bir çok insan maalesef soyutlamayı soyutlaştırıyor. Bir figürü alıp soyutlayıp onu soyut hale getiremezsiniz,yapılan bu şey soyutlamadır.

Reng-i su tekniğinde nasıl malzemler kullanmayı tercih ediyorsunuz?

Çalışmalarımı yaparken, o an yapmış olduğum resim hangi malzemeyi kaldıracaksa onu kullanıyorum. Bazen bir çöp şiş ,bazen bir taş, bazen fırçalar… Yapmış olduğum resim ve malzemeler o ana göre belirleniyor.Soyutla bir bağ kurduysan yapacağın resmi oluşturmak için her türlü malzemeyi kullanabilirsin.Benim resmetmek ile ilgili bir kaygım yok. Doğadan bir ağacı alıp resmetmek gibi bir derdim yok, ben ağacın ruhuyla ilgilenirim.Bu tinsel bir oluşturma biçimi.Herhangi bir malzemeyi resimlerim içinde kullanabiliyorum,bir nesneyi olduğu biçimden çıkarıp başka bir algı yaratabilmek asıl mevzu, kullandığım materyalleri bu sebepten sınırlandırmıyorum.Soyut çalışma, yaşamın bizim için ortaya koymuş olduğu portreden uzak olmak zorunda, başka bir dil, başka bir algı yaratmak zorunda.

Bakmakla görmek arasındaki farkı nasıl tanımlarsınız?

İnsan aklını, bir üst akılla(evrensel akıl) birleştirdiğin zaman soyuttan bahsedebilirsin ama insan aklı tek başına ele alındığı zaman gördüğümüz şey resmetmekten öteye geçmez.Resim görsel bir sanattır, görmenin anlamakla ilgisi yoktur.Bir şeyi görmek onu hissedebilmekle de ilgilidir.Bugün herşeyi akılla anlamaya, akılla çözmeye çalışan bir toplum yapısı olduğu için resimlere bakıp etkilenmeyi bilmeyen insanlar var.

Sanatı yorumlayabilmek için standart bir bilgi birikimi şart, fakat sanatçının geçmişten bugüne yapmış olduğu eserleri bütünüyle anlayabilmek için daha fazla araştırıp, okumalıyız diyebilir miyiz?

Görsel bir sanat olan resimden bahsedersek onun alt yapısını hazırlamak ciddi bir süreç. Farklı felsefe alanlarını bilmek,çok okumak, çok araştırmak gerek. Akademi de sanat tarihi okutuluyor fakat akedemi çıkışlı olmadığım için daha çok okumam gerekti böylelikle daha farklı alanları da keşfetme şansım oldu.İşin özü insanın kendisini bulması, ne yaptığını bilmesi çok önemli.Ben 2005 te eğitim vermeye başlayana kadar hep çalıştım.Kendime öncesinde, ‘Ben ne yapıyorum?, Burada insan için bir şey var mı? Yoksa ben saçma sapan bir şeyler mi yapıyorum?’ gibi sorular sordum. Soyut resim yapmak öyle sanıldığı kadar kolay değil. Başka bir dil olmalı , gerek teknik olarak ,gerek görsel anlamda insanların ufkunu genişletecek bir farkı olmalı.İnsanlara hiç görmedikleri birşeyi en güzel şekilde gösterebilmeyi hedeflemeli.

BURHAN ERSAN

Yükseköğrenimin ardından ara vermeden sürdürdüğü şiir çalışmalarının yanında 1989 yılından itibaren resim çalışmalarına da başladı. Bu noktada şiir resim ilişkilerini ve yakınlık noktalarını araştırdı. İmgelerin resimlenmesi yerine resmin kendi imgelerini oluşturması üzerine çeşitli çalışmalar yaptı. Soyuta ulaşmanın teknikleri üzerine çeşitli denemeler yaptı, yazılar yazdı.

Halk sanatları ve geleneksel sanatlar ile ilgili araştırmalar sonucu geleneğin soyut tekniklerini farklılaştırarak, ebru geleneğinin soyut özüne dayanarak, suyun görsel etkilerinin resmi, diyebileceğimiz RENG-İ SU çalışmaların da karar kıldı. Bütün bu çalışmaların sonucu, başlangıçtan itibaren soyut olarak gelişen ve geleneğimizde yer tutan soyut teknikleri, günün soyut sanat yaklaşımlarıyla birleştirmeye ve renk öyküleri oluşturmaya yönelerek, başta tuval olmak değişik malzemeler ve teknikler geliştirdi. Yurt iç ve dışında çeşitli sergiler açtı. Kansere Umut Vakfı yararına öğrencileriyle birlikte sergiler açarak, sanat toplum birlikteliğine yönelik çalışmalar yaptı. Soyut resim ve ebru arasındaki ilişkileri inceleyen çeşitli seminer, kongrelere katıldı, Süslemeden Sanata başlığı altında düzenli konferanslar verdi. Beyoğlu Plastik Sanatçılar Derneği’nin(Güneşeresim Derneği) kurucu üyeleri arasında yer aldı ve çeşitli basın kuruluşlarında röportaj ve programları yayınlanan Burhan Ersan UPSD üyesidir.

KİŞİSEL SERGİLERDEN BAZILARI:

2000 CADDEBOSTAN KÜLTÜR MERKEZÎ
2001 SALİH ZEKİ KOLAT KÜLTÜR EVİ MODA
2002 ATATÜRK KİTAPLIĞI SANAT GALERİSİ
2004 TAKSİM SANAT GALERİSİ
2004 ESKİ OSMANLI TERSANESİ BODRUM
2004 ANTALYA SANATÇILAR GALERİSİ
2004 BARIŞ MANÇO KÜLTÜR MERKEZİ KADIKÖY
2005 YEREBATAN SARNICI ALAN KURGU SERGİ 2014 ZEYTİNBURNU KÜLTÜR SANAT MERKEZİ 2017 MOR SANAT BODRUM

KARMA SERGİLERDEN BAZILARI:

2001 EBRU KONGRESİ CRR
2004 SANDALYE TASARIM SERGİSİ GALERİ X 2005 EKİM GEÇİDİ GALERİ X
2005 ASYA AĞLIYOR CRR
2006 EKİM GEÇİDİ GALERİ X
2007 GÜNEŞE RESİM DERNEĞİ SERGİSİ
2008 BU GEMİ NEREYE GİDER PİRAMİT SANAT
2008 BİR DÖNEMİN ARKEOLOJİK KAZISI 68 PİRAMİT SANAT 2012 YALNIZCA BARIŞA TARAFIZ- KADIKÖY MERKEZ 2013-2018 AŞKIN DAMAKTA KALAN TADI-İSTANBUL CONCEPT

2018 – DÜZENSİZ SİSTEMLER SEMPOZYUMU KARMA SERGİSİ YALIKAVAK

2019 KENT KONSEYİ PLASTİK SANATLAR ÇALIŞMA GRUBU OASİS SANAT GALERİSİ

YURTDIŞI SERGİLER
2003 LE CENTRE CULTUREL ANATOLIE DE PARİS
2006 ŞAM’DA İSTANBUL GÜNLERİ – ŞAM
2006 TİFLİS’TE İSTANBULGÜNLERİ-TİFLİS 2012EUROPAİSCHES PATENTMANT -MÜNİH

ATÖLYE SERGİLERİ
2006 BEYOĞLU BELEDİYESİ SANAT GALERİSİ
2007 CADDEBOSTAN KÜLTÜR MERKEZİ

2007ANKARA DEVLET GÜZEL SANATLAR GALERİSİ

2015 Ebru ART Rusya Grubu ile Reng-i Su Atölyesi Çalıştay Sergisi OASİS SANAT SOKAĞI- BODRUM

A.Aras
Yorumlar
Loading...